HANDAN

Senin mahzunun olmak bana şadan olmadan yeğdir
Gamınla ağlamak illerde handan olmadan yeğdir

Cihanın izz-ü cahın böyle iz'an eyledim ben ki
Eşiğinde kul olmak dehre sultan olmadan yeğdir

Cihan-ı bi-sebatın cağmına devr ettirip camı
İçip la-yakıl olmak şah-ı devran olmadan yeğdir

Şarab-ı aşk ile Nev'i gibi mest-i müdam olmak
Bakıp bu ni'met-i dünyaya hayran olmadan yeğdir

Yirmi sene önce eğer bana bu şiir bestelenecek denilseydi, ortaya bu kadar güzel bir şarkının çıkacağını değil bilmek tasavvur bile edemezdim.

Zaten herşey bu şarkıyla başladı, daha doğrusu hala bilemediğim "Hangi Handan"la?!.

Şöyle açıklayayım:

Yaklaşık iki sene önce, artık para ve şöhret için yapılmış şarkılardan sıkılarak "eski"leri aramaya başladım. İlk aklıma gelen şarkı ise, TRT'nin siyah-beyaz ekranlarından ve yedi-sekiz yaşlarındaki bir çocuğun anılarından hatırladığım kadarıyla Nur Yoldaş'ın seslendirdiği "Handan" idi. Aklımda kalan sadece şu sözleri;

-Günlerden handan
-Handan'ım güler misin?

ve Nur Yoldaş'ın şarkıyı seslendirirken arkaya savurduğu uzun saçları idi.

Önceleri çok kolay zannediyordum, hemen bir kasetçiye gidip bu şarkının olduğu kaseti istedim, yoktu. Neyse bir diğeri, yok; bir başkası, yine yok; üstelik te şarkıyı hatırlamamışlardı bile. Birkaç yer daha gezdikten sonra bu şarkıyı sadece plaklarda bulabileceğim söylendi. Şaşırmıştım, çünkü o güne kadar daha pop plaklarının olduğunu bile bilmiyordum. Evimizde vardı birkaç 45lik ve LP, onlar da türkü ve san'at müziği içerikli plaklardı. Çıkmış olan plakların bunlardan ibaret olduğunu düşünüyordum, oysa o kadar çok yanılmışım ki!!

Bunu duyar duymaz plak aramaya başladım ama, nerede satılırdı ki... Uzun uğraşlardan sonra bir antikacının adresini öğrendim. Dükkana gittiğimde raflarda binlerce plak beni bekliyordu. "Aman Allah'ım, kimbilir bunlardan kaç tanesi Nur Yoldaş'ındır" diye sesli düşünürken antikacının "bir şey mi dediniz" sesiyle kendime geldim. Sonrasında ise saatler süren "Handan" 45liği arayışım. Maalesef yoktu. Ama arkama dönüp baktığımda ayırdığım plak sayısı yüzleri bulmuştu. Ben "Handan" 45liğini ararken, "aa bu şarkınında plağı varmış, aaa bu sanatçıda plak yapmış" diyerek henüz bir pikabım olmamasına rağmen bir sürü plak ayırmıştım. Zaten plak koleksiyonu yapmam ve bugün güzel bir arşive sahip olmam o günle başladı. Yılmamıştım, Handan'ı bulacaktım.

Bir kasetçinin plak kayıtlarından nostalji serisi yaptığını öğrendim. Doğru oraya gittim. Listelerinden bir tanesinde ‘’Sultan-ı Yegah’’ ı gördüm. Bu şarkıyı bilmiyordum, daha doğrusu bilmediğimi zannediyordum. Handan'ı sordum, bulabileceğini söyledi. Dünyalar benim olmuştu. Onlarca gidişten sonra "Handan" bir kasete kaydedilmişti. Kasetçi ödediğim paranın yüz suyu hürmetine Sultan-ı Yegah kasetinden bu şarkıyı ve "Mihrimah"ı da kaydetmişti. Sabırsızlıkla eve gidip kaseti dinlediğimde "elde var hüzün". Bu "handan" benim bildiğim "handan" değildi. İki şarkı çok benziyordu, ama hayır, o olamazdı. Mecburen hafızamın beni yanılttığını düşündüm biraz da inanmayarak. Ama ‘’Sultan-ı Yegah’’ı ve ‘’Mihrimah’’ı hatırlamıştım, hatta ilk dinleyişimde Nur Yoldaş'la birlikte pekçok sözü ben de okuyabilmiştim.

Hikayenin burada bittiğini düşünüyordum. Ama ‘’Sultan-ı Yegah’’ kasetini de istiyordum orjinal olarak. Kasetçiye gittim yeniden. Fakat adam o kaseti satmıyordu, başka hiçbir yerde de bulamamıştım.

Birgün bir arkadaşıma ‘’Sultan-ı Yegah’’ı dinletmek istedim. Kaset dönmeye, Handan çalmaya başladı. Biraz dinledikten sonra arkadaşım tek bir cümle etti: "Ya bu şarkı böylemiydi?".

"Tabii ya, ben de yanılmıyordum aslında", bu sözle birlikte serüven tekrar başlamıştı. Ben yine bildiğim Handan'ın peşine düşmüştüm.

Aradan geçen bunca zamana rağmen halen bulabilmiş değilim, birkaç satır sözü dışında:

-Nasıl üzgünsün böyle handan handan
-Az bir gülümser misin
-Kuşların seviştiği güllerden handan
-Güllerden handan,
-Güllerden handan
-Gül derler misin
-Handanım güler misin...

Fakat bu süre içerisinde Nur Yoldaş'ın plaklarını bulmuştum. Önce "Sultan-ı Yegah" LPyi, ardından "Elde Var Hüzün" albümü ve "Sultan-ı Yegah" 45liği. Son olarakta 1974 yılında "Nur Belda" adı altında çıkardığı ilk 45liği..

Evet, Nur Yoldaş'ın plakları bunlardan ibaretti ve ben hala "Döne Döne" Handan'ı aramaktayım:

-Çıkalı göklere ah ateşim
-Döne döne döne döne.
-Tutuşmuş güneş gibi yüreğim
-Döne döne döne döne.
-Havalarda uçarda huma kuşu sanırsın,
-Çırpınır umutsuzca saçlarına takılan
-Can verir çılgınca aşkınla
-Döne döne döne döne...

Handan bir köşede duradursun, "Nur ve Ergüder Yoldaş" çiftinin diğer şarkılarınında hiç te yabana atılamayacak kadar güzel olduğunu farkediyordum günden güne:

-Gözlerime şöyle bir bak gönül gözüyle oku,
-Ya sil baştan beni benden oya gibi doku
-Ya sev beni yeni baştan oya gibi doku...

Kimi zaman yalnız kaldığımda yine bir "Nur Yoldaş" şarkısıyla efkarlanıyor:

-Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız,
-O mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız...

Kimi zaman bir sigara yakıyor:

-Sigaramın ucunda ben kendimi dağlamışım,
-Bir ateş-i külhanım
-Aramıza giren bulut, duman olmuş giden ahım,
-Uçarken sen göklerde sevdiğim mihrimahım,
-Sevdiğim mihrimahım...

Kimi zaman elime Büyük Türkçe Lugat'ını alıyor ve şarkıları çözmeye çalışıyor:

-Yes'e garketti felek külbeyi ahzanı bile
-Ateşi geçti cehennemdeki niranı bile
-Cuş edip söndüremez gözyaşı tufanı bile
-Gittin ama kodun hasretinle cananı bile
-İstemem sensiz sohbet-i yaranı bile...

Bazen de zamanın nasıl geçtiğini anlamaya çalışıyordum:

-Beyhude geçmiş günleri ya'detme
-Gelmemiş an için de feryat etme
-Kumru işittim ki der'di dembedem
-Dem bu demdir dem bu demdir dembedem...

Bazı şarkılarda kendimi buluyor:

-Hayat bir deryadır sakın üzülme,
-Söndüreceksen bütün ışıklarını gecenin
-Git sakın üzülme.
-Herşey kabulüm, pişmanlık yok ama,
-Sen bir yana, ben bir yana
-Yok senden çok sevdiğim.
-Alır herkes nasibini kendi dünyası kadar,
-Eğer senin kabın küçük ise
-Dünyanın günahı ne.
-Eğer senin tasın küçük ise
-Deryanın günahı ne...

Bazı şarkılara her dinlediğimde başka manalar getiriyor:

-Şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının,
-Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın...

Bazı şarkılara da tüm benliğimle hak veriyordum:

-Güzelsin yar ne olursan ol girdin hikayeme,
-Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın.
-Sen gel beni dinle günlerimiz heba olmasın,
-Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın...

Şarkılar arasında seyahat tabii ki güzel oluyordu ama, gemiyle yapılan yolculuk insanı biraz da düşündürmüyor değildi:

-Hayat bir gemi, dünya bir liman,
-Her limanda inen de olur binen de olur inan ki...

İşte, Handan'la başlayan serüvenim böyle devam etmişti ve hala da etmekte. Aslında bu şarkıyla birlikte aradığım bir şey daha vardı, daha doğrusu bir yer;

-Bir sefa bahşedelim gel şu dil-i na-şade
-Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abad'e
-İşte üç çifte kayık iskelede amade
-Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abad'e
-Gülelim oynayalım kam alalım dünyadan
-Ma'i tesnim içelim çeşme-i nev-peydadan
-Görelim ab-ı hayat aktığın ejderhadan
-Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abad'e...

Evet, hepimizin böyle bir yer arayışı içerisinde olduğumuzu geç anlamıştım. Ama anladığım birşey daha vardı; bu yer arayışının yersiz olduğu. Aslında yapmamız gereken sa'd-abad'i aramak değilde, onu yaratmak olmalıydı.


            KEMAL YAVUZ
            [email protected]


Diğer konuk yazıları :

Sanatçılarla flört ettiğimiz zamanlar
Sevgi kuşun kanadında
Şarkılar, hayatımız ve izler