H E Y  G E N Ç L E R



Orhan BoranAJDA... SÜPERSTAR

Önce iki noktayı belirtmek isterim:

            Bu yazıyı beğendiğim bir sanatçıya övgü döktürmek için yazmıyorum. Bu yazıyı, üstüste gelen müzik olaylarıyla manşetlere çıkan bir şarkıcıyı alkışlamak için yazıyorum. Ben bu yazıyı, bir ünlemin kavramı üzerinde durmak, kavramın kapsamını incelemek, bu ünlemin tanımlamasını vurgulamak için yazıyorum.

Ünlem şu: Süperstar...

            Kavram olarak kapsamı şu; diğer yıldızların pırıltısına asla gölge düşürüp alt düzeylerde bırakmayan, tam tersine; o pırıl pırıl yıldızlara da yeni bir renk katarak, galaksiye ayrıcalık getiren, özdenliğiyle seçkinleşen bir ışık kaynağı. Tanımlaması da şu; sözlükteki yalın anlamıyla, tüm yapıtlar arasında, başyapıt doruğuna yerleşen bir başarı çabası...

            Buraya kadar yazdıklarım; akademik, kuru ve bazı damaklara göre, biraz da yavan sözler. Fakat bir "süperstar" olayının anatomisini alacaksak, yazıya Nasrettin Hoca fıkrasıyla başlayamazdım.

            Türkiyede, yirminci yüzyılın ilk yarısında, hafif batı müziği denen "şey"; adımları çalınan tempoya uydurarak, pistte yürümeye yarayan, büyük çoğunluğu dışarıdan aktarılmış dans havalarıydı. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında bir değişikliğe tanık oluyoruz. Dışarıdan aktarılmış dans havalarının yanı sıra, bizim de bestelerimiz var. Bunlar çalınırken dilersek kalkıp oynuyoruz ama oturup sadece dinlesek de bayağı keyifleniyoruz. Çünkü kulağa hoş gelen melodinin yanısıra, ne söylendiğini de anlıyoruz. Yirminci yüzyılın ikinci yarısının son çeyreğinde, bir patlamayla birlikte, bir şaşkınlık da başlıyor. Hafif batı müziği diye adlandırılan olay, ülkemizde yaygınlaşmakla kalmıyor, uygulama alanında da büyük bir atılıma giriyor. Şaşkınlığı ve keşmekeşi doğuran neden budur.

            Nihayet son yirmi yıl içinde, sular yavaş yavaş duruluyor. Öz'ümüze dönüş başlıyor. Yabana atılamayacak başarı zincirlerine tanık oluyoruz. Artık bizim de bestecilerimiz, söz yazarlarımız, orkestralarımız ve şarkıcılarımız var. Bütün bu sergilemede caz'dan, dans müziğine kadar sözü edilen değerlerimiz var. Son onbeş yıl içinde bazı sendelemeler geçirmiyor değiliz. Geçiriyoruz. Ama tümü yararımıza oluyor. "Hafif Batı Müziği" üçlemesinden, önce "batı" sözcüğünü kaldırıyoruz; sonra da "hafif"in gerçek tanımlamasını yapıyoruz. "Hafif"e almıyoruz, yaptığımız müziği. Ve son onyıl içinde, isimleri, yurt dışında da belleklerde kalacak sanatçılarımız sivriliyor. Artık bizim de yıldızlarımız, star'larımız var.

            Buraya kadar yazdıklarım da; biraz kafa ütüleyen bir tarihçi gibi. Fakat, bir önceki satırın son noktasına kadar, fikir beraberliğinde değilsek, gerisini boşuna okumayın. Çünkü, sıra yazının ön sözüne geldi. Kesin yargım şu: Ajda Pekkan, Türk hafif müziği'nin ilk ve tek "süperstar"ıdır! Bu sav'ım tartışmaya açık! Yargımı sonuna kadar dileyen kişiyle, dilediği media'da savunurum.

            Ancak bir tek koşulum var: "Süperstar" ünleminin tanımlamasında, kavramında ve kapsamında berabersek ! Çünkü "Süperstar" dilim dilim bölünemez, parça parça ayrılamaz ve tüm'ü oluşturan bir enerji ve ışık bileşimi, pörçük pörçük didiklenip terazilere vurulamaz.

            Olay, bir İsrail konseri, bir İspanya gösterileri, bir Japonya başarıları değildir. Olay, Ajda'nın Enrico Macias'la Olympia'da sahneye çıkması da değildir. Olay, Ajda Pekkan'ın yabancı plak yapımcıları tarafından zor paylaşılan bir isim oluşu da değildir. Fakat kanımca bütün bunlar, Ajda Pekkan'ın zaten taşımakta olduğu "süperstar" pasaportuna vurulan vize mühürleridir. Bir başka deyimle Ajda, şarkıcı olarak Avrupa'ya adımını bile atmadan önce bir "süperstar"dı. Ajda Pekkan, profesyonel bir şarkıcı olarak gazino sahnesine ilk çıktığı gece bir "süperstar"dı. Bu kadar abartmanın dik alası diye düşünüyorsunuz değil mi?

            Bir başka "süperstar" Barbara Streisand, 1960 yılının sıcak bir Haziran gecesi, "The Lion" isimli kenar köşe bir barda amatörler gecesinde ilk şarkısını söylerken, telefona koşan bir gazeteci, bir müzik eleştirmenine şu haberi veriyordu: "Şu sıralarda minicik bir barda, adını kimsenin bilmediği bir kız şarkı söylüyor. Taksiye atla gel ! Şarkıcı kız farkında bile değil ama, bu gece bir "süperstar" doğdu..."

            Bu satırların yazarı da, Ajda Pekkan'ın "süperstar" niteliğine ilk tanık olanlar arasındaydı. Keşke elim erse, ömrüm yetse de, biyografisini ben yazabilsem...


Yazarımızın sitemizde yer alan yazıları :

Do-Re-Mi-Fa