S U L T A N - I  Y E G Â H



Nur YoldaşALTIN MİKROFON GÜNLERİ

             Müzik hayatımın profesyonel manada başlamasına sebep olan Altın Mikrofon Yarışması'na annemin ısrarı ile girmiştim. Zaten o yıllarda nerede bir yarışma var, annemle ben oradaydık. Annemin inanılması güç ikna kabiliyeti, en olmayacak yerlerde devreye giriyor ve biz bu sayede hiç bir yarışmadan geri kalmıyorduk. Bir sabah annem telaş içerisinde odama daldı. "Eyvahlar olsun Nur !!! Kalk çabuk ! Kaçırdık !" diye odanın içerisinde dört dönüyordu. Ben de her zamanki iyi niyetimle salondaki papağanımızın kafesinden kaçtığını düşünüp, doğrusu biraz da sevindim bu işe. Meğer annem Altın Mikrofon'u kaçırdığımızdan bahsediyormuş ! "Kalk çabuk, giyin, gidiyoruz." dedi. "Bu gün başvuru için son gün."

            Annem önde ben arkada yola koyulduk apar topar. Başvuruların yapıldığı büro, LCC Mankenlik Ajansının olduğu yerdeydi. Sekreter kızcağız bize bir form ve üç gün de süre verdi. Ama anneme yaranamadı tabiiki. Anneme göre kız çok ukalaydı ve kasti zorluk çıkarıyordu. Kayıt etse ne olurdu sanki ? Oysa bizim ne evraklarımız hazırdı, ne de elimizde bestemiz vardı. Doğal olarak kayıt olamadan, paşa paşa oradan ayrıldık. Eve dönerken, "Anne bak bestemiz falan da yok, zaman da çok az. Gel biz şu işten vazgeçelim." diyecek oldum ama o, çoktan kafasında planını kurmuştu bile. "Buldum, buldum !!!" dedi. "Ne buldun anacığım ?" diye sordum haliyle. "Besteyi tabii, akıllım !" demez mi ?!! "Hah !" dedim. "Zor şartlar altında insan dehası nasıl yüceliyor Yarabbim ! Bunca yıllık anam besteci oldu !"

            Şimdi gülerek anımsadığım o günlerde hayat hiç de kolay değildi aslında bir çok insan gibi bizim için de. Bir kere bir yerlerden bir şarkı bulsak bile, parasını nasıl ödeyecektik ? Ama annem, eski bir tanıdığımız olan, şimdi adını hatırlamakta zorlandığım bir besteciyi aklına getirmiş, bu sorunu da kısa yoldan çözümleyivermişti işte. Tabii bir başka sorun da evde bizi beklemekteydi ki, takdir edeceğiniz üzere sorunun adı : 'babam'dı !

            Anadolu'nun çeşitli yerlerine gidilecek ve yaklaşık onbeş gün kalınacaktı. O zamanın yaşam tarzı ve anlayışını göz önünde bulundurursanız her hangi bir babanın böyle bir şeye izin vermesi neredeyse imkansızdı. Tabii o kocaman "Hayır"ları da "Olabilir"e çevirmenin bir yolunu bulmakta gecikmeyecektik. Nitekim soyadımı değiştirmem şartıyla Anadolu yollarına düşebileceğimin onayını aldım. Ve vakit kaybetmeden de yola çıktım zaten.

            Hayat sürprizlerle dolu. İnsanın nereden başlayıp nereye gideceği hiç belli değil. Bu zar zor girebildiğim yarışmanın bana daha sonra büyük bir aşk yaşayarak evleneceğim Ergüder Yoldaş'ı tanıştıracağını o günlerde nereden bilebilirdim ?

            Yarışmada Ömer Aysan'ın seslendirdiği "Kara Kuzu" diye bir parça vardı ki, bugün bile hatırladığımda tüylerim ürperiyor. Provalara Ergüder Yoldaş ve Ömer Aysan birlikte geldiler. Oldukça telaşlı, yaptığı işi bir an önce bitirip gitmek isteyen bir adam hali vardı Ergüder Yoldaş'ın üzerinde. İskender Doğan'a "Bu adam kim ?" diye sorduğumu hatırlıyorum. Tabii Ergüder benim farkımda bile değildi. Aslında ben de o güne dek yurt dışında büyük ödüller almış önemli bir besteci olduğunu bilmiyordum onun.

            Yarışma büyük bir hızla başlamıştı ya, ben her şeyi dokuz boy geriden takip ediyordum. Gerçi, harika eğleniyorduk. Hepimizden yaşça büyük olan Salim Dündar bizi gülmekten kırıp geçiriyordu. Bunca gülmelerimiz arasında ondan bir şeyler öğrendiğimizi de hissediyordum. Bunu sezdirmeden yapıyordu, bütün usta sanatçılar gibi.

            Bir "cartlak kebabı" muhabbetidir gidiyordu ekipte. Edip Akbayram, Antep'e gidince bize "cartlak kebabı" yedireceğini her fırsatta yineliyor, bu tuhaf isimli kebabın muhabbeti hepimizi bir hayli keyiflendiriyordu. Antep halkı Edip Akbayram'ı davul zurnayla karşıladı. Ve biz Antep'te "cartlak kebabı" değil ama güzel bir "oy tokatı" yedik doğrusu. Bütün oylar Edip'e gitmişti. İskender Doğan 'a ve bana sadece ikişer oy çıkmıştı. Yarışmayı Edip kazandı haliyle.

            Yarışmadaki bütün arkadaşlarımla yıllarca sürecek bir dostluğun temellerini atmışız ki o günlerde, hala görüşüyor, eski günleri yad ediyoruz bir araya geldikçe. Hayatın telaşesi içinde ayrı düştüğümüz zamanlar da oldu ama onlar hep dosttular ve her birinin ayrı bir yeri vardı. Bugün artık her şey ışık hızıyla değişip başkalaşırken, insan eski dostluklarının değerini de daha iyi anlıyor galiba. Ben bütün dostlarımla birlikte yaşlanıp, onlarla anılarımı paylaşmak istiyorum. Dünyanın en zengin insanları bence dostları ile birlikte uzun yıllar yaşayanlar.

            Yarışmadan sonra ne mi oldu ? Eh, onu da Hakan Eren gibi bilenler yazsın artık !


Yazarımızın sitemizde yer alan yazıları :

Altın Mikrofon günleri