A N I L A R L A



Mavi Işıklar60'LI YILLARDAN ANILAR

DAKOTA

            Altın Mikrofon yarışmalarının ilki olan 1965 yarışması İstanbul dışında Ankara, Adana ve İzmir'de de yapılmıştı. Diğer şehirlere uçak ile gidilecekti. Istanbul Hava Limanı'na geldiğimizde dönemin en lüks uçağı olan iki motorlu ve pervaneli "Dakota" tipi uçak bizi bekliyordu...

            Tüm yarışmacı arkadaşlar ile şarkılar söyleyerek neşe içinde uçuşa devam ederken sağ taraftaki motordan acayip sesler geldiğini ve bir süre sonra da pervanenin durduğunu gördük. Uçaktaki neşe dolu hava bir anda yok oldu ve hepimiz için sanki sonu gelmeyecekmiş gibi olan bir yolculuk başladı... Dakikalar saatler gibi geçiyordu ve uçak personelinin uçaktakileri yatıştırma çabaları de yeterli olmuyordu.

            Aradan sanki saatler geçti ve uçak Ankara'ya indiğinde uçak alkış ve sevinç çığlıkları ile inliyordu.

            Ankara'daki yarışma konseri bitip ertesi sabah hava alanına gittiğimizde çaba ile kazanmaya çalıştığımız neşemiz bir anda yine yok oldu. Çünkü; aynı "Dakota" bizleri Adana'ya götürmek üzere bekliyordu.

            Hepimizin ısrarı ile, uçak bir deneme uçuşu yaptı ve yere indikten sonra pilotun hepimizi ikna eden konuşmasından sonra istemeye istemeye uçağa bindi ve şükürler olsun daha sonraki uçuşlarda bir aksilikle karşılaşmadan seyahati tamamlayıp İstanbul'a döndük.

ÇETEFON

            Mavi Işıklar olarak amatörce müzik hayatına atıldığımız ilk günlerde çok kısıtlı teknik olanaklar ile showlarımızı yapıyorduk. Solo ve bas gitarı aynı amplifikatöre bağlıyorduk çünkü bundan başka bir enstrüman tesisatımız yoktu. Bu amplifikatörün sahibi de grubun bas gitaristi Çetin olduğu için ona "Çetefon" adını takmıştık.

            Çetefon'un çok garip huyları vardı. Örneğin, lamba sistemi ile çalışan bir amplifikatördü ve çalışmaya başladıktan bir müddet sonra ısınınca acayip sesler çıkartmaya başlardı. Buna mukabil; Çetefon'un iyi de bir huyu vardı: her ne zaman bu acayip sesleri çıkartmaya başlasa Çetin ona bir tekme atınca hemen bu acayip sesleri keser ve asli görevine dönerdi...

            Şimdiki sınırsız teknik olanaklar ile bizim, Çetefon örneğinde olduğu gibi, karşılaştığımız teknik zorluklar karşılaştırılınca o dönemde 6 sene süre ile müziğin zirvelerinde dolaşmanın ne kadar zor bir uğraş olduğu daha kolay anlaşılıyor...

SİNCAP

            Bugün için sayısını unuttuğumuz Anadolu turnelerinden biriydi... Yolda bir kır kahvesinde mola vermiştik ki masamızın yanına aniden bir sincap geldi. Nasıl oldu ise onu yakaladık...o kadar sevimli idi ki hepimiz birer birer onu sevdik. Ters bir tepki göstermedi ve sanki "ben bu grubun maskotu olacağım" der gibi bir hali vardı. Onu orada bırakamadık ve yanımıza aldık. O keyifliydi ve bizler de ondan keyifliydik. Yolculuk yaptığımız aracın içinde geziyor ve kendisini ürküten bir ses duyduğunda veya yabancı biri ona yaklaştığında kendisine en yakın olan grup elemanının cebine giriyordu. Onu cebimizde taşıyarak uçak seyahatleri yaptığımız bile oldu.

            Turne konserlerinde onu odamızda bırakıyorduk ve dönüşte ona sevdiği yiyecekleri getirip veriyorduk. Yine bir konser dönüşü otele dönüp odaya girdiğimizde onu bulamadık. Sanki yer yarılıp içine girmişti. Aramaktan yorgun düşüp tam yatmak üzere iken yorganlardan birinde bir kıpırtı dikkatimizi çekti : Bizim ufaklık yorganı kemirerek içine girmişti ve hüzünlü bir şekilde duruyordu.

            İşte ne oldu ise o andan itibaren oldu. Bizim sincap artık tüm eski neşesini kaybetmiş idi ve hatta bizim ona sunduğumuz en sevdiği yiyecekleri bile artık yemiyordu ve istemiyordu. Biz de anladık ki dünyalarımız çok farklı idi. Hemen karar verdik ve onu ait olduğu doğa yaşamına geri gönderecektik.

            Hiç istemeyerek de olsa, ormanlık bir bölgeden geçerken onun yaşamını rahatlıkla sürdüreceğinden emin olduğumuz bir yerde, bizim ufaklığı serbest bıraktık. Bizden ayrılıp bir müddet koştuktan sonra geriye dönerek bize bakışını bugün bile unutamamaktayız.


Yazarımızın sitemizde yer alan yazıları :

60'lı yıllardan anılar