Ç A K I L  T A Ş L A R I


Sinan Doyan
 
BİR AVUÇ "ÇAKILTAŞI"...

            Ülkemiz müzik panoramasına bir baktığımızda rock gruplarımızın, hiç deküçümsenmeyecek bir rolü olduğunu görüyoruz. Bahsi geçen gruplar, 1980 sonrası yükselen "Heavy Metal" dalgasının bir parçası. İşin özüne inmeye kalkarsak1960'ların başına gitmemiz lazım. Ancak o konu başlı başına apayrı bir inceleme ve yazı konusu. Bir başka sefere o da...

            Konumuz 1980 sonrası pıtrak gibi çoğalan "rock grupları"mız. Ya da en önemlileri; iz bırakanlar.

            Rock müziğin kökeni1960'lı yılların ortalarına tekabül ediyor. Özellikle de 1960 ve 1975 yıllarıarasında kurulan gerek yerli gerek yabancı rock grupları, piyasa denen pastayıdilim dilim paylaştılar. Birçok tür, birçok virtiöz ve birçok devrimselçalışmalar hep bu yıllar arasında ortaya çıktı ve biz müzikseverlere altın birçağ yaşattılar. Dünya rock müziğindeki "Amerikan emperyalizmi",birçok Avrupalı rock grubunu harekete geçirir ve 1980 sonrası yepyeni bir türolan "New Wave Of British Heavy Metal"i doğurur.İngiltere'den Iron Maiden, Def Leppard ve Almanya'dan Scorpionsbu türün dünyada ve ülkemizde tanınmasına önayak olan grupların başındagelirler.

            Bu grupların enönemlilerinden olan "Whisky", 70'ler bitmeden Kamil Özaydın(bas gitar) ve Serdar Çokuslu (gitar-vokal) önderliğindekurulur. Okul ve gençlik yılları birlikte geçen bu iki arkadaş, yanlarınadavulcu Filip Sümbülkaya'yı da alarak kendi bestelerinden oluşan veneredeyse tamamı hareketli parçalar olan repertuarlarıyla konserlere çıkarlar.1985 yılında adlarını TRT Denetleme Kurulu'na uydurarak "Grup Yüzde Yüz"olarak değiştirirler ve programlara çıkarlar. "Bak Biz Genciz"isimli parçaları, henüz albümleri olmamasına rağmen gençler arasındapopüler olur. Albüm ise 1987 yılında "Babaanne" adıylapiyasaya çıkar. O yıllar için oldukça sert bir sound'a sahip olan bu albümdiğer gruplar için öncü olmuştur. Televizyon programları, konserler vefestivaller derken grubun popülaritesi oldukça artmıştır. Ancak, grup 1990'lıyılların başına kadar uzunca bir uyku devresine girer. 1991 yılında eskikadrodan Serdar'ın yanı sıra ikinci gitarda Arif Deniz Toker,bas gitarda Çağatay Ateş ve davulda Alpay A. Şalt ile yepyenibir görünüm ve müzikal anlayışla önce bir demo (1992), sonra 1993 yılında "Ateşsuyu",1996 yılında "Güneşin Tahtı" ve 1998 yılında da "DünyanınKapısı" albümlerine imza atarlar. 1993 yılı Mayıs ayında grubunbelkemeği Kamil Özaydın geçirdiği bir beyin kanaması sonucu hayatınıkaybeder ve rock camiamızı yasa boğar... Bugün Whisky grubu çalışmalarınaara vermiş durumda. Alpay ve Serdar ile yaptığım konuşmalardagrubun tamamen bittiğini söylemişlerdi, ama inanıyorum ki bir şekilde tekrar birarayagelecekler.

            1980 sonrası ülkemizdekirock müziğin alevlenmesine katkıda bulunduğuna inandığım bir başka grup iseyine Whisky ile aynı yıllarda kurulan "Devil". Gitar vevokalde Sebahattin Taşdöğen, basgitarda ağabeyi Nizamettin Taşdöğen,klavyede Kurtalan Ekspres'in 1981 yılı kadrosundan Nejat Tekdal, davulda Gazanfer Vatansever (gasko) ve solo gitarda Ercan Birol'danoluşan grup, verdiği konserler, sahne şovları, parçaları ve Türk rock müziğikonusunda düzenledikleri panellerle kendilerini geniş kitlelere ulaştırmışlarve bu piyasada sağlam bir zemin döşemişlerdi. İlk albümlerini yine Whisky gibi1987 yılında çıkarırlar. Aynı zamanda son albümleri olur bu albüm. Bir araTRT'nin düzenlediği bir yarışmaya "Beyaz Güvercin" isimlibesteleri ile katılırlar. Yeni bestelerini albüm yapmak üzere 1992 yılındastüdyoya girerler. Albüm tamamlanır ancak piyasa pop patlaması yaşamakta vefirmalar yaşını başını almış rockçılara değil de parlak temiz yüzlü popçularakapılarını açmaktadır. Bu olay grubu iyice soğutur ve tamamen müziktenuzaklaşırlar. Zaten grup elemanlarının, müzisyenlik dışında meslekleri vardır. Nizamettin Taşdöğen Küçükcemece Belediyesi Zabıta Amiri'dir. (Bir konserlerine geç kalıp, üniforma ile sahneye çıkıp seyirciyi önce panikletip sonra da coşturması unutulmaz anılarından bir tanesidir). Sebahattin Taşdöğen iseŞişhane'deki Aslanhan'da Devil Müzik Mağazası'nı işletmektedir. SebahattinTaşdöğen ile yaptığım sohbetlerde artık piyasa denen çark içindeboğuşmaktan yorulduğunu ve çekilebileceğini söylemişti. Nitekimdediğini yaptı...

            Ayakta kalma savaşı vehaysiyet dendiğinde akla gelecek ilk gruplarımızdan biri de "Kramp"tır.1984 yılında gitarda Doğan Sakin, bas gitarda Nezih Onur ve davulda İdris Tübcil tarafından kuruldu. Bir arkadaşlarına ait yazlıkbir kulüpte günlerce çalışarak kendi müziklerini yaparlar. Diğer gruplaraoranla halleri vakitleri pek yerinde değildir. Bu yüzden ayrım yapmaksızınkonserlerde ve festivallerde çalarlar. 1986 yazında Erkin Koray'dangelen birlikte çalışma teklifi onlar için güzel ve önemli bir tecrübe olur.Ancak birlikte bir albüm çalışmasına girmezler. Grup, bir "komün grup"konumundadır. Sürekli elemanlar girip çıkmaktadır grup içersine. AhmetKaraferya, Orhan Ünal, Erdinç Ünlü, Özer Sarısakal gibi isimler, camianınhaysiyetli isimlerinden olup Kramp ile bir şekilde bir yerlerde yollarıkesişmiştir. Grup, kafasındaki albüm projesini hayata geçirmeden bir demosürüler piyasaya. "Onlarla" isimli demo, yurt çapında eldenele dolaşan kayıtlar sıralamasında ilk sıradadır. Albüm hayalleri 1993 yılındagerçekleşir ve "Püf püf" piyasa çıkar. Konserlerin ve demonunvazgeçilmez parçaları bu albümdedir. 1998 yılında da ikinci ve son albümleri "İstanbulSokakları" piyasaya çıkar. Bar programları ve konserlere devam edengrup, kendi iç sorunları yüzünden dağılma noktasına gelir. Bugün Kramp,tamamen müzikten kopmuş durumda. Biraraya gelecek gibi de değiller...

            Yukarıda tanıtmayaçalıştığım üç grup da İstanbul'un nimetlerinden ve imkanlarından, sonuna kadar yararlanmışgruplardı. Gerek enstrüman bolluğu, gerek seyirci potansiyeli ve gerek isekonser verebilmek için lazım olan altyapılardı bu nimetler. Bir de bunların pek az olduğu veya hiç olmadığıyerler'de olan gruplar var; en önemlisi ve bugün bile varlığını büyük birözveriyle devam ettiren "Objektif" gibi. 1983 yılındaSamsun'da Vecdi Yücalan ve M. Turgay Asan tarafından temelleriatılır grubun. Vecdi Yücalan'ın olağanüstü çabalarıyla (okeymasasından adam kaldırıp prova yapmak veya düğün müzisyenine rock partisyonlarıöğretmeye çabalamak gibi) basgitarda Tayfun Çubukçu, davulda TuncayZigaloğlu ve vokalde de İbrahim Cantay olduğu halde grubun sonşeklini vererek çalışmalarına başlar. Samsun'da geniş bir dinleyici kitlesiyaratırlar. Kendi şarkılarını yazarak bu konudaki hedeflerini belirlerler. 1989yılında Gülhane parkında düzenlenen Altın Çınar Müzik yarışmasına katılırlar.Muhteşem bir kalabalık önünde şarkılarını seslendirip büyük beğeni alırlar.Aynı zamanda yarışmadan da genel klasmanda dördüncülük, rock klasmanında dabirincilik ödülü alarak Samsun'un yolunu tutarlar. 1990 yılında da ilkalbümleri "Tımarlı Hastane" piyasaya çıkar. Konserler,festivaller ve televizyon programlarıyla konumlarını iyice sağlamlaştırırlar.1993 yılında "Hayal ve Yaşam", 1996 yılında da "Kuşkular"albümünü yaparak uzun bir ara verirler. Bu arada İstanbul'a yerleşen VecdiYücalan, yepyeni elemanlarla gruba apayrı bir sesörgüsü katarak 2000yılında "Künye" albümünü piyasaya verir. Grup bugün, VecdiYücalan önderliğinde konser ve albüm çalışmalarına devam ediyor. Çekirdekkadro'dan bir tek Vecdi Yücalan var ama grubu yaşatma adına verdiğimücadele ve onur savaşı takdire değer bir özellik arzediyor...

            Tanıtmaya çalıştığım dört grup da, yerli rock mevzuumuzun temeltaşlarını oluşturan ve herbirinin de kitlesi oluşmuş, adları'nın geçtiği yerdesaygı ve gıpta ile anılan gruplardır. Elbette 1980 sonrası kurulan rockgruplarımız bunlarla sınırlı kalmıyor; 1982 yılında elinde gitarı Amerika'danTürkiye'ye kesin dönüş yapan ve yıllar boyu rock müziğin ülke tabanınayayılması için büyük çabalar sarfeden ve grubu "Ambulans" ileunutulmaz konserler imza atan Asım Can Gündüz'ü unutmak mümkünmü? Ya da1984 yılında kurduğu "Klips" ile pop-rock tarzı parçaları vegitarı ile Gür Akad? Solistleri Karaca Somer ve gitarcıları HalilBal ile özdeşleşmiş ve 80'ler boyunca konserleri hınca hınç dolu geçen "EgzotikBand"? Barlas'ın solisti olduğu Ankara çıkışlı "Axe"veya "Denge" grubu konserlerini unutmak mümkün mü? Bir de80'lerde bu grupları biraraya getirip sevenleriyle kucaklaşması için çabasarfeden isimler var; Güven Erkin Erkal mesela. Halen de çabalayıpduruyor. Ya da 1987 yılında rock gruplarını ve sesini duyurma imkanları olmayangenç müzisyenleri biraraya getirerek "Winds Of Change" adlıkarma bir albümde toplayan İlhan İrem'e ne demeli? Ve bu gruplarakendilerini gösterme ve kanıtlama adına kendi konserlerinden önce sahnealmalarını sağlayan Erkin Koray ve Cem Karaca unutulur mu? "Hey", "Onyedi" ve "Blue Jean" gibi yazılı basın ve İzzetÖz ile Yavuz Baydar gibi işitsel basın'ın, gruplarımıza verdikleridestekler tabii ki göz ardı edilemez.

            Peki 1983 ANAPhükümeti sonrası, bulunamayan enstrüman ve teknik donanım'ın ülkemizde patlamayapmasına rağmen, neden 70'lerdeki kolektif ruh ve anlayış bir türlü oturamadı?TRT 70'lerde sık sık ekrana taşıdığı gruplara gösterdiği töleransı neden 1980sonrası kurulan gruplara göstermedi? Ya da gerek sokaktaki insanın gerek iseemniyet görevlileri'nin, bugün adım başı ratslaştıkları "uzunsaçlı"lara gösterdikleri anlayış, 80'lerde neden gösterilmedi? Sorularbitmez, cevapları bulmak da bizlere düşer.

            Birbaşka kaleme o da...