E S K İ  4 5 ' L İ K L E R



Naim Dilmener
 
DENİZ BİLE SİLMEMİŞ

             60'lı yıllarda çok fazla yabancı şarkıcı gelip geçti memleketimizden. 70'li yıllarda da böyle bir 'moda' yı devam ettirmeye niyetlenenler oldu ama ne gelenlerin sayısı ne de bunların kopardığı gürültü o ilk yılların yanına bile yaklaşamadı. 90'lı yıllarda patlayan şu konser ya da gösteri için gidip-gelmeleri kastetmiyorum. Gelip, buralara hiç olmazsa bir zaman yerleşilen, çalışılan edilen hatta Türkçe plak yapılan 60'lı yıllarda çok farklı bir trafik vardı. Başta Adamo, Marc Aryan ve Patricia Carli olmak üzere; uçaklar, Fransa, Belçika, İtalya ve İpanya üzerinden şarkıcı taşırdı bizim buralara. Bunlardan bir kısmının koluna Fecri Ebcioğlu girer, diğerlerinin önüne Sezen Cumhur Önal düşer ve o stüdyo bu kulüp gezilir durulurdu. Bunların büyük bir kısmı son derece çekici bu 'fantezi' den üç-beş gün içinde sıkılır ve geri dönerdi 'medeni' memleketlerine. Ama az sayıda da olsa, böyle yapmayan birkaç kişi oldu. Juanito mesela... Yıllarca kaldı buralarda Juanito, o kadar uzun bir zaman kaldı ki, zaten hep buralardaymış gibi gelmeye başlamıştı herkese... Juanito yeniden buralarda. Televizyonlar, röportajlar, imza günleri ve bitmek tükenmek bilmez tanıtım seanslarının içinde buldu kendini yıllar sonra. 70'lerin hemen başında Fransa'ya geri dönüp, o gün bugün kendine daha 'makul' bir yaşam biçimi oturtmaya çalışan Juanito'yu yeniden çağırdık buralara. Belki birkaç gün, belki bir ay daha 'debdebe' yaşatacağız adama, sonra da 70'li yıllarda yaptığımız gibi; adamın dengesi artık düzelemiyecek bir şekilde bozulmuş olduktan sonra "güle güle" diyeceğiz kendisine. Artık isterse gider ve son on-on beş yıldır yaptığı gibi taksi şoförlüğü yapmaya devam eder. Kameralar, gazeteciler, imzalar, sırt okşamalar, "en büyük sensin"ler bittikten sonra bunu yapmak kolay olmayacak ama, bunu da biz düşünecek değiliz ya, gelmeseydi...

KUMSALDAKİ İZLER

            Hikaye İzmir'de başlar. 1965 yılında, grubu Los Alcorson ile İzmir'e gelir Juanito. O sırada inanılmaz bir "los" akını vardır memlekete. Çalışılıp para kazanılabilecek bütün mekanları "los" takısı almış gruplar parsellemiştir. Öyle bir hegemonya kurmuşlardır ki bizim buralarda, İlham Gencer bile, kurduğu orkestraya bir dönem "Los Çatikos" demek durumunda kalır. Bu rüzgardan Juanito'nun grubu da sebeplenir elbette. Hatta devamını da getirmeye karar verir. Grubun elemanları devamlı olarak buralarda kalıp çalışmayı istemeyince de onlar gider ve bizimki kalır. Önceleri 'Los Alcorson' ismini kullanmaya devam eder. Herifler gitmiştir nasılsa, kim itiraz edecek ki böyle yapmasına. İzmir'di, fuardı, meşhur Mogambo kulübüydü derken gazinocular kralımız Fahrettin Aslan'ın teklifi ile İstanbul'a gelir ve asıl 'safahat' günleri burada başlar. Plaklar, gazinolar, eğlence-içki, çapkınlık şu-bu derken Juanito birdenbire ülkenin en popüler ve en çok kazanan şarkıcılarından biri olur. Son sürat böyle bir noktaya ulaşmıştır. Odeon, basın bülteninde o günleri şöyle ifade etmeyi seçmiş: "Cüneyt Arkın, Kutlu Payaslı, Sevim Tuna, Gönül Yazar, Ömür Göksel en yakın arkadaşlarıydı, beraber gezip tozuyorlar ve hayatın tadını çıkarıyorlardı..." Bir firmanın, bilmeyerek de olsa sanatçısına atabileceği en büyük kazıklardan biri bu cümle. Artık zaman değişti, kavramlar ve yaşama biçimleri de. Bir zamanlar, bu tür bir 'ihtişam' kıskanılmış ve herkesi kendisine hayran bırakmış olabilir. Ama günümüzde artık, hayatı böylesine 'görgüsüzce' yaşamak kimsenin alkışladığı bir şey değil. Artık öyle yapılmıyor olduğundan değil; aksine bu konuda daha da ifrata kaçıyor kimi çevreler. Ama artık, hepimiz, ağzımız bir karış açık olarak onları seyredip alkışlamıyoruz.

ARTIK NEYE YARAR

            Juanito, basamakları üçer beşer çıktığı zirveden de o hızla düştü. Yüz binlerce satan plaklardan, tıklım tıklım dolan gazino ve tavernalardan akan paralar geldikleri gibi gitmiş ve Aranjman da yerini Anadolu Pop'a bırakmaya başlamıştı. Juanito için zor günler başlamıştı artık. 70'lerin hemen başında Fransa'ya çeker gider Juanito. Şanssızlık burada da yakasını bırakmaz ne yazık ki; tatsız bir hastalık sonucu sesini kaybeder ve sonunda taksi şoförlüğü yapmaya karar verir. Biz kapısını çalıp, miadını çoktan doldurmuş bir 'fantezi' yi kenarından köşesinden çekiştirip 2000'li yıllara da yaymaya niyetlenene kadar da öyleydi... Odeon, Juanito'nun o yıllarını diske aktarmaya karar verir vermez şarkıcının kapısını çaldı. Bir süre sonra da inanılmaz bir kampanya ile verdi 'best of'u piyasaya. Albüme isim verecek o döneme damgasını vurmuş onlarca güzel şarkı varken "Canım Vatanım" seçildi albüm adı olarak. Ola ki, bu albüm ile ilgilenmeyecek üç-beş kişi kalmışsa onları da yanımıza alalım diye düşünülmüş olmalı. Albüm aşağı yukarı Juanito'nun bütün önemli şarkılarını kapsıyor. Tamamı da 60'lı yılların o çok belirsiz bir o kadar da "kitsch" havasını yansıtabilen parçalar... Bir Juanito albümüne kimin itirazı olabilir, bu da olmalı, o dönem yapılan herşeyin de olması gerektiği gibi. Albümü mutlaka herkes almalı. Juanito ismini hayatında ilk defa duymuş olanlar bile. Verdiğiniz paranın karşılığını kat kat verebilecek bir albüm bu. Ama dinlerken siz de benim gibi kafa yorun: "Bu adam Fransa'ya döndüğünde, her şeye kaldığı yerden devam edebilecek mi ?" Bunu biz düşünecek değiliz ya demiştim ama, insan gelip buraya takılıveriyor işte.

Bulursanız kaçırmayın :

Gardiyan / Gözleri Aşka Gülen - Philips - 45'lik
Para ile Saadet Olmaz / Kanma Arkadaş - Odeon - 45'lik
Kıskanmak Kabahat mi? / Arkadaşımın Aşkısın - Philips - 45'lik
Ay Beyaz Deniz Mavi / Sus Sus Sus - Philips - 45'lik
Kumsaldaki İzler / Son Şarkım - Balet - 45'lik
İçkim ve Ben / Kim Kaldı Eskilerden - Arya - 45'lik
Ne Sevenim Ben Ne Bekliyenim - Elif - 45'lik