33'LÜK VE 45'LİK DEVR-İ DAİM

Plağın faziletlerini bilmeye ve yaşamaya bu sitede çoğumuz az çok kadiriz. Ses kalitesi, plağın kendine has duygusu, emek isteyen narin yapıları, kırılganlıkları, zaman zaman nadirlikleri, kapakları, göbekleri... Hissettirdiği ve bizleri peşinden koşturmaya sevk eden özelliği ne olursa olsun plak seven kişiler kendi aralarında ortak bir dile, bir duyguya sahip. Müzik tarzları ve plak toplama tarzları farklı olan pek çok kişi bu ortak dilde anlaşabiliyor, bilgi alışverişinde bulunabilyor; hatta bazen sert tartışmalara bile rastlanabiliyor. Yeni başlayanlarda genelde "Sende falancanın filanca plağı var mı?" şeklinde başlayan sohbetler bir plağın üzerindeki çiziklerden önceki sahibinin karakter tahliline kadar gidebiliyor. Yakın zamanda özellikle İnternet'te ve sahaflarda bir araya gelen plakseverlerden oluşan topluluklarımız da var ne güzel ki. Bu duruma bakarak geçtiğimiz yıllarda canlanan, ya da sıfırdan başlayan demek belki daha doğru olur, plak piyasamızı gözlemleyen ilgisizler saç baş yoluyor zamanında çöpe attığı plaklar için. Müzayedeler düzenleniyor, İnternet sitelerinde plaklar kendilerine biçilen maddi değerleriyle yarışıyorlar. Kimimiz mutlu kimimiz değil bundan ama sonuç olarak plak odaklı bir alt kültürümüz ya da bir plak kültürümüz yavaştan var demeye getiriyorum. Bay Bip'in o muhteşem tavrıyla: Bravo! Aferin size! Kim tutar sizi. Gösterin herkese plak nasıl bir duygunun eseriymiş!

80'lerin sonlarında plak basımın Türkiye'de az çok durduğunu biliyoruz. Zaten 80'li yılların, bugün 80'ler olarak adlandırabileceğimiz mantığa iyice hakim olduğu 80'lerin ikinci yarısının başlamasıyla kaset, bir müzik dinleme aracı olarak plağı defalarca alt etmişti. Günler geçtikçe albümler birincil olarak kasette basılıyor, uzunçalarlar ise gayet az miktarlarda lütfen basılıyordu. Plağa özel bir ilgi beslemeyen kişilerin denk gelirse aldıkları plaklar ise ilerde plak koleksiyonculuğuna başlayacak çocuklar tarafından frizbi olarak kullanılıyordu. Bu yüzden benim gibi 80'lı yıllarda çocuk olmuş plakseverler için ancak frizbi oynamak nostalji olabiliyor bazen plaklar hakkında.

Peki plak basımı durup da makinalar hurda niyetine eritildikten sonra Türkiye'de plak basımı konusunda neler oldu? Öncelikle plak basımı kesin bir çizgi çekilip de vazgeçilmiş bir süreç değil. Çok az sayıda da olsa 90'ların başına kadar müzik dükkanlarında uzunçalarlar görüldüler. O yıllarda çıkan albümlerin plaklarının bugünkü nadirliklerinden, baskı sayılarının azlığı ve gördükleri ilgi konularında tutarlı tahminler yapabiliyoruz.

Bu, bir nevi, ara dönemde plak denilen şey unutuldu. Bazen çöpe atıldı, bazen eskicilere verildi. Bazen de kasetlere çekilip bu ikisinden biri yapıldı. Bugün koleksiyoncuar tarafından değerli bulunan pek çok plak bu ara dönemde gani gani bulunmaktaydı ortalıkta, çöpte, bit pazarında yerde, sahaflarda... Hatta pek çok sahaf yeter deyip kendileri bile attı şimdi peşinde koşulan o "nadirrrrr" plakları çöpe. Dert etmeyelim, geçen geçti. Emin olun bu eylemleri yapanlar bugünkü bazı fiyatları gördükçe bizlerden daha çok üzülüyorlar. Biz şimdi bugüne bakalım. Çünkü bugün de plak basılabiliyor Türkiye'de.

Aslında tam anlamıyla Türkiye'de sayılmaz, yurt dışında basılıyor plaklar. Ama yerli sanatçılarımızın plakları olduğu için bunlar ve Türkiye de hedeflendiği için Türkiye'de plak basılıyor diyebiliyorum af dileyerek. Ayrıca ülkemizde plak henüz ilgi görmeye başlamamışken yurt dışında bizim sanatçılarıızın plakları basılıyordu bile. Kimi zaman korsan, kimi zaman izinli ve telifli olarak özellikle Avrupa'da birkaç sanatçımızın uzunçalarları basıldı. Kimi zaman toplama albüm zihniyetinde kimi zaman da bire bir olarak aynen basıldı plaklar. Hatta burada kaset ve CD olarak yeniden yayınlandıklarında bile gösterilmeyen bir incelik ve titizlikle ele alındılar. Tabii üreten de alıcı kitlesi ecnebilerdi, bu yüzden de ecnebi kulaklara hitap edebilecek nitelikli ve sadece belli tarzdaki isimler seçildi. Erkin Koray, 3 Hürel, Moğollar, Mavi Işıklar bunlardan en önde gelenleri. Bu plaklar Türkiye'de pek görülmedi ve pek dikkat de çekmedi. Hala tek tük de olsa bu tip projeler yapılmakta yurt dışında.

Türkiye içinde halen aktif olan sanatçılardan yakın zamanda plak basmaya yönelik bir hareket 98 yılında gerçekleşti. Bu yıl içinde 3 plak birden basıldı Türkiye'de. Serdar Ataşer'in "Avdet Seyri" albümü için Kalan Müzik gayet güzel bir LP bastı. Ardından, Ada Müzik, Bulutsuzuk Özlemi'nin "Yol" albümünü plak fromatında bastı. Bu albümler hem bandrol sorunu yüzünden hem de müzik dükkanlarında plak satışı için uygun raflar bulunmadığından etrafta yaygınca görülemediler. Hatta Ada Müzik, "Yol"un plağını albümün kokteyline davetiye olarak kullandı. Bu iki albüm genelde sahaflarda karşımıza çıktı o zamanlarda. Ama yine aynı yıl Sibel Tüzün, anında bir ters U dönüş sergilediği "Hayat Buysa Ben Yokum Bu Yolda" albümünü Raks'dan uzunçalar olarak da çıkardı. Bu yetmezmiş gibi bandrollü olarak piyasaya çıktı ve müzik market vitrinlerinde Raks'ın torpiliyle yer alarak pek çok kişiyi şaşırttı. Kimi afiş sandı, kimi CD kapağının reklamını yapan bir reklam kartonu. Zaten (malesef) çok tutmayan bu hoş albümüm plağı da unutuldu gitti. Bu unutluşta bu tip bir projenin, yani dağıtımı ve dükkanlarda gerçekten görülmesiyle bir bütün olarak, devamının gelmemesi de etkili oldu kesinlikle.

Daha sonra Kayahan 2000 tarihli "Gönül Sayfam" adlı albümünü kendi özel isteğiyle plak olarak da çıkarttı. Universal / Neşe Müzik tarafından basılan bu plak sadece promosyon amaçlı kullanıldı. Universal'in kapanmasıyla depodaki kalan plaklar günışığına çıktı ve meraklılarına daha kolayca ulaştı. Bundan bir yıl sonra Kenan Doğulu'nun "Ex Aşkım" adlı albümünün uzunçaları basıldı. Yine sadece promosyon amacıyla basılan bu plak da satışa hiç çıkmadı.

Bunlar yanında ayrı bir kategori olarak Metal ve Hip Hop müzik plaklarını ele alabiliriz. Çünkü plağın bu müzik türlerinde özel bir yeri olagelmiştir hep. Ülkemiz metal gruplarından Pentagram'ın "Popçular Dışarı" adlı albümü sadece yurtdışında yine yurtdışına yönelik olarak basıldı; ülkemizdeki kapağından farklı ama kesinlikle "aynı mantıkta" bir kapak ile hem de. Türkiye'de hip hop – rap salgınının ilk fişeği Cartel'in de 94 tarihli aynı adlı albümlerinin bir uzunçaları mevcut. Daha yakın zamanda ise Fresh B'den iki LP'lik bir çalışma geldi: "Gerçek Kal" isimli albümünün orjinal hali ve "DJ Friendly" versionları içeren ikinci versiyonu. Punk ruhaniyetinin ülkemizdeki müzikal temsilcisi Rashit grubunun da "Kapak Güzelleri" adlı sadece LP olarak yayınlamış bir albümü mevcut.

Görülüyor ki yakın zamanda basılan plaklar aslında genel olarak 2 kategoride sınırlı kalıyor, ya yurtdışı kaynaklı basımlar oluyorlar ya da sanatçının özel isteği üzerine ve promosyon amaçlı olabiliyorlar. Burada da sadece Kayahan plak döneminde de aktif bir sanatçı olarak kendine plak bastırırken, diğer bütün "yeni plak" sahipleri yeni isimler.

Daha yakın zamana gelince plak basımı konusundaki iddiasını öne çıkaran bir "Plak Şirketi" çıkıyor karşımıza. Pek çok plak şirketinin çoktan "kaset şirketi"ne dönüştüğü ama CD şirketi bile hala olamadığı bir zamanda kurulan bu şirket Arkaplan. 2003 yılında 21. Peron albümü ile Türkiye'de plak basma inadına başlıyor bu şirket ve hala devam ettirmekte ısrarlı. 21. Peron'un daha önce yayınlanmamış albümünü CD olarak basan Arkaplan, albümün kendisini bir uzunçalar olarak da bastı. Yetmezmiş gibi grubun zamanında bir 45liğin ön ve arka yüzü olarak düşünüp kaydettiği iki şarkıyı da CD'nin sonuna ekledikten sonra bu şarkıları o zamanda düşünüldüğü gibi bir 45'lik olarak da bastı ve LP kapağının içine koydu. Böylece bu 45'lik gerçekten çok uzun süreden beridir Türkiye'de basılan ilk 45'lik oluverdi.

Arkaplan'ın plak olarak bastığı son albüm yepyeni bir müzisyene ait: kendisi de bir plak koleksiyoncusu olan Hakan Tuna'ya. Aslında bir bakıma Hakan Tuna uzun zamandır ilk albümü plak olarak da basılan ilk müzisyen oluverdi bu şekilde. Bu uzunçalar da bandrol sahibi olarak sahaflar ve plak satan müzik dükkanları dışında büyük müzik marketlerde de yer bulabildi. Ayrıca bu albümde yer alan şarkılardan birinin LP'de bambaşka bir düzenleme ile yer aldığını not olarak sunayım. Keza bu Hakan Tuna'nın ve Arkaplan'ın albümü plaktan dinlemeyi tercih edecek müzikseverlere bir hediyesi.

Bilinir ki yurtdışında pek çok türde pek çok albümün CD'si, kaseti ve plağı aynı anda çıkar. Plak ölmemiştir ve yeni üretimler bu formatta sunulmaya devam etmektedir. Ülkemizde plağın böyle unutulmuş olmasını ekonomiye, halkımızın tembelliğine ya da formatlar arasında avantaj/dezavantaj karşılaştırmasının sonuçlarına bağlayabiliriz. Nedenini incelememizin o kadar da faydası yok aslında, çünkü dünyada bile plak sadece plakla ilgilenenlere sunulmakta. Ülkemizde yeni yeni oluşmaya başlayan bu ilgili kitle eminim ki yeni albümlerin plaklara sahip olma olasılığını gün geçtikçe artıracaktır.

CEM ŞEFTALİCİOĞLU


Diğer konuk yazıları için tıklayın.