A H  K A L B İ M


Bilal Dede
 
YÜZYILDA BİR GÖRÜNEN YILDIZ

"Seslendim geçmişe anılar duymadı beni... / Özlemle aradım o gülen eski yüzleri / Yorgun bir kuş sanki çırpındı durdu ellerim / Rüzgârla savruldum titredim bir yaprak gibi..."

"Neler Oluyor”, sözlerini Zeynep Talu'nun yazdığı, Fahir Atakoğlu'nun bestelediği nadir ve nadide slov parçalarından biridir Seyyal Taner'in... Sanatçının geçen yıl piyasaya çıkardığı "Seyyalname” adlı albümündeki 12 güzel parçadan biridir. Diğerleri "Alladı Pulladı”, "Şiirimin Dili”, "Son Verdim Kalbimin İşine”, "Bir Kış Daha Olur”, "Ele Güne Karşı”, "Yanmışız”, "Sen Çok Yaşa”, "Naciye”, "Kalbimi Affettim”, "Sarmaş Dolaş”, "Nanay”... Seyyal'i Seyyal Taner yapan şarkılar bunlar. Koskoca bir kariyerin özeti ya da teknik deyimle bir best of...

Seyyal birkaç yıl önce Türkiye'de bir furyaya dönüşen "best of” akımına rağbet etmeden, acele etmeden, sakin bir şekilde bekledi ve bu albümle dönüşünü yaptı. Arka kapakta şöyle seslendi seyircisine: "Benim kendimle ve sizinle olan seyahatim... Birlikte çıkmaya ne dersiniz?”

Dile kolay, on yıllık bir aradan sonra dönüyordu müzik dünyasına, onu sevenlere, özleyenlere. Tıpkı şarkısında söylediği gibi, sesleniyordu geçmişe... O sesleniyordu ama onu duyan olmadı pek! Sanatçının birlikte çıkmayı teklif ettiği seyahate rağbet duymadı kimse!

"Seyyalname” şaşılacak bir şekilde satış yapamadı, ilgi uyandırmadı, kimseyi heyecanlandırmadı... Albüm kötü müydü? Onca vasat işlerin alkışlandığı bu piyasada iş yapamaz mıydı? En azından onca yıl sonra dönüş yapan bir starın -albümden bağımsız olarak da- daha büyük bir ilgiyle, özlemle, sevgiyle karşılanması beklenmez miydi?

"Seyyalname” hiç de kötü bir albüm değildi; Seyyal'in vokali belki eskisinden daha iyi, daha olgun, daha ustalıklıydı... Ayrıca latinden rock'a, oryantalden techno/underground alt yapılara kadar hem eski kulaklara, hem günümüz dinleyicisine göz kırpan, geniş yelpazeli, zengin bir çalışmaydı. Ama olmadı. Evet promosyonu zayıftı, evet piyasa albüm bolluğundan geçilmiyordu, evet ekonomik kriz vardı, evet medya iyi kullanılamadı. Ama herkes bilir ki, iyi mal yerde kalmazdı.

Peki niye?

Hatırlar mısınız Türkçe Pop'un altın bir çağı vardı. Ajda bir ikon gibi tepedeydi... Nükhet yorumuyla, Nilüfer ve Zerrin sesleriyle, Sezen şarkılarıyla büyülerdi. Bir de Seyyal vardı! Farklıydı; şarkı söylerken dans ediyor, dans ederken şarkı söylüyordu. Çılgındı, giysileriyle, tavrıyla asiydi... Bir showgirl'dü aynı zamanda. Sıradan bir sinema oyuncusu iken, şarkıcı olarak göründüğü andan itibaren sevildi, hayranlık uyandırdı, büyük bir seyirci kitlesi edindi. Star olmak için hiç beklemedi, çıktı ve çıktığı anda star oldu.

Seyyal hiçbir zaman büyük bir yorumcu, benzersiz bir ses, eşsiz bir şarkıcı olmadı ama farklıydı, lezzetliydi, alternatifti. Herkesten daha seksiydi, yırtıcıydı, enerjikti, cesaretliydi... Belki de bu nedenlerle çok sevilmiş ve önemsenmişti...

Müziğinden de hiç taviz vermedi Seyyal. Rakipleri poptan uzaklaşıp arabeske kaydığında bile o çizgisini sürdürdü; Türkçe Pop'un Aşkın Nur Yengi'yle başlayan yeniden hayat bulmasına eskilerden bir tek katkıda bulunan oydu. "Alladı Pulladı” albümüyle zirveye yeniden tırmandı, sonra "Geliyorum” ile sevenleriyle buluştu. Geliyorum dedi, geldi ve gitti. Gidiş o gidiş! Aradan on yıl geçtikten sonra bir silik soluk, fark edilmeyen, umursanmayan bir geri dönüş!

İşte işin sırrı o on yılda yatıyor, bunca uzaklıkta yatıyor. Siz bunca yıl sevenlerinizi unutursanız, sevenleriniz de sizi unutmakta gecikmez. Çünkü sevgi emek ister, istikrar ister, beslenmek ister, karşılık ister... Siz kendinizi sakınırsanız, seyirci de ilgisini sakınır. Bugün onlarca yeni, yetenekli isimlere rağmen hâlâ var olan starlar kesintisiz enerjileriyle, ısrarlarıyla, çabalarıyla varlar... Sezen seyircisini hiç aldatmadı, Ajda hiç uzak kalmadı, Nilüfer hiç kandırmadı, Zerrin aralıklarla da olsa hep sıcak kontağını sürdürdü, Nükhet hep bir şekilde vardı, var olmayı bildi... Bir tek Seyyal, o yoktu! Kendini unutturdu. Bu kişisel bir tercihti elbette ve ancak saygı duyulabilirdi. Ama sonuçlarına katlanmak koşuluyla... Sonuç ise üzücüydü; kimsenin ilgi göstermediği bir albüm, döndüğü için heyecan ve özlem duyulmayan bir sanatçı, ne bir konser daveti, ne de bir ekstra çağrısı...

Seyirci kendisini unutmayanı unutmaz, tanıyanı tanır, seveni sever, sayar, bağrına basar, karşılığını fazlasıyla verir. Seyirci sanatçıyla flörtü sever, hiçbir zaman onunla bire bir olamayacağını bilse bile onunla birlikte olduğunu bilmek, hissetmek ister, onunla olabilme ihtimalini sever. Ve malum "gözden ırak olan gönülden uzak olur!” Seyyal o kadar uzun süre gözden ırak kaldı ki, yıllar sonra döndüğünde gönüller de onu uzak tuttu!

Ama belki de her şey kaderdi, her şeyin bir nedeni vardı; belki de sanatçı ismine uydu, tıpkı isminin anlamı gibi davrandı: O yüz yılda bir görünüp kaybolan bir yıldızdı.


MEHMET BİLÂL DEDE