TÜRK SİNEMASINDA ŞARKICI - OYUNCU DENEMELERİ

Sinema, yüzyılı aşkın bir süredir insanoğlunun en popüler oyuncaklarından birisi. Başlarda sadece eğlence amacı güdülerek yapılan bu sosyal aktivite, kısa sürede nitelikli yapımlar ve teknik gelişmeler sayesinde yeni bir sanat olarak tanımlanmıştı. Bizim büyüteç altına alacağımız süreç ise sinemanın teknik gelişimiyle birebir ilintili. Günümüz sinemasının vazgeçilmez unsuru sesin nasıl sinemayla bütünleştiği, başlangıcı insanlıkla bir olan müzikle ne kadar mükemmel bir uyum tutturduğundan bahsedeğiz. Böylece Türk Sineması'nda bir dönem büyük bir furya haline gelmiş şarkıcı - oyuncu filmlerinin temelinde yatan nedenleri rahatlıkla kavrayabiliriz.

2.jpg (17373 bytes)Hiç şüphesiz sinema bir sanat dalı haline gelmeden önce bile büyük bir icattı. Kaldı ki, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Fransa, Amerika, Sovyet Rusya ve Almanya başta olmak üzere pek çok ülkeden ünlü yönetmenler yetişmiş, kitleleri sinema salonlarında sabahlatan sanat eserleri ortaya çıkmıştı. Fransa da Bunuel ve René Clair'in sanat filmleri, Amerika da Chaplin komedileri, Sovyetler de ise Eisenstein'in realist filmleri hüküm sürüyordu.

Arayazıların kullanıldığı bu dönemde, ses gitgide yokluğu hissedilen bir olgu haline geldi. Seyircilerin dikkati dağılıyor, konuları anlamak gittikçe güçleşiyordu. Bu sorunu çözmek için yapılan pek çok çalışma, bulunan pek çok çözüm vardı elbette. Gene de bu çözümler gelişen sinema teknolojisine ayak uyduramayacak kadar ilkeldi.

1927 yılına geldiğimizde ise küçük bir prodüksiyon şirketi olan Warner Bros "Jazz Singer" (Caz Şarkıcısı) adındaki filmi piyasaya sürdü. Film, büyük bir yankı uyandırdı ve bu gelişme sonucu sinema sektörünün tamamı sesli film yapımına geçti. Alan Crosland tarafından çekilmiş bu filmin bir başka özelliği de Al Johnson adında bir şarkıcının başrolü oynamasaydı. Böylece sinema tarihindeki ilk sesli filmin, aynı zamanda ilk şarkıcı - oyuncu denemesi olduğu anlıyoruz.

Hollywood'un sinemaya sesi sokmasıyla başlayan bu atılım meyvelerini verdi. Müzikal filmler ardı ardına izleyici karşısına çıkarken Frank Sinatra, Dean Martin, Sammy Davis, Liza Minnelli gibi pek çok şarkıcı, müzikal hünerlerini gösterebildikleri filmlerle bir star haline geldi.

3.jpg (14915 bytes)Peki ya Türkiye'de bu süreç nasıl işledi? Evet, sesli filmin büyüleyici bir ilerleme olduğu su götürmez gerçek lakin beraberinde getirdiği ekonomik yükümlülükte dönemin Türkiye'si için, Türk Sineması için fazlaydı. Ama unutulmamak gerekir ki o dönemde müthiş bir batılılaşma çabası içerisinde olan Muhsin Ertuğrul, sinemamızda tek adamdır ve sesli film teknolojisini Türkiye'ye getirmek için elinden geleni yapacaktır.

Muhsin Ertuğrul kısa sürede çalışmalarını tamamlar ve dünyada gösterilen ilk sesli film "Jazz Singer"dan yaklaşık dört yıl sonra, 1931 yılında ilk sesli-şarkılı Türk filmini izleyiciye sunar. "İstanbul Sokaklarında" adındaki bu film Darülbedai kadrosunu barındıran, kimi sahneleri Mısır ve Yunanistan'da çekilmiş bir ortak yapımdır. Cumhuriyet Gazetesi yazarları, film içeriğinin vasat olduğu ama ses unsurunun filmi izlenebilir kıldığı gibi çeşitli yorumlarda bulunur.

Münir Nurettin Selçuk1933 yılına geldiğimizde ise gene bir başka Muhsin Ertuğrul filmi Türk Sineması'nda bir ilki teşkil eder. "Karım Beni Aldatırsa" büyük ilgi gören ilk operet filmimizdir. Bu sayede Ertuğrul'un sinema anlayışını oluşturan vodvil uyarlamaları, ve yabancı film uyarlamalarından sonra operetlerde bir tür olarak yerini alır. Aynı yıl çekilen "Söz Bir Allah Bir", bu filmler arasında eleştirmenler tarafından en başarılı sayılanıdır.

1939 yılına gelindiğinde Muhsin Ertuğrul'un sinemadaki saltanatının sallandığı görülür çünkü ilk sinemacı yönetmenimiz olan Faruk Kenç "Taş Parçası" filmiyle sinemaya başarılı bir giriş yapar. Bu olay dönemin kimi gazetelerinde "Muhsin'in başına düşen taş" olarak değerlendirilir. Bir arayış içerisinde olan Ertuğrul, bol şarkılı bir film çekme kararı alır. Bu sefer batı müziğini değil Türk halkına daha yakın olan bir şeyleri seyirciye sunma niyetindedir. Böylece sinema tarihimizin ilk şarkıcı-oyuncu filmi olarak geçen "Allah'ın Cenneti" çekilir. Müziklerini Sadettin Kaynak'ın yaptığı filmde Münir Nurettin Selçuk şarkılarıyla ön plana çıkar. Bu çalışmadan iki sene sonra aynı kadroyla gene bir şarkıcı - oyuncu filmi: "Kahveci Güzeli" çekilir. Münir Nurettin Selçuk'un oynadığı filmler arasında en başarılısı sayılan bu film, kopyaları günümüze dek korunabilmiş ender çalışmalardan biri.

5.jpg (6495 bytes)Münir Nurettin Selçuk, şarkılarının seslendirerek sinema oyunculuğu yapan ilk erkek sanatçıdır. 1940'da ise bir başka Muhsin Ertuğrul çalışması olan "Nasreddin Hoca Düğünde" filminde Müzeyyen Senar kısa da olsa şarkılarıyla filmi renklendirmiş, sinema aktristliği yapan ilk kadın şarkıcı ünvanını almıştır.

40'lı yılların sonuna doğru sinemamızdaki tiyatro etkisi silinmeye başlar ve ortaya çıkan film sayısında gözle görülür bir artış olur. Sazlı sözlü film ihtiyacını karşılamak için Münir Nurettin ve Müzeyyen Senar'la başlayan şarkıcı-oyuncu geleneği ise Mualla Mukadder, Şükran Özer, Melahat İçli, Perihan Altındağ, Safiye Ayla, Abdullah Yüce gibi Türk Sanat Müziği sanatçıları ile devam eder.

7.jpg (5580 bytes)50'li yıllarda çekilen film sayısı yıldan yıla katlanmaya başlar. Türk Sinemasında "sinemacılar" dönemi Lütfi Akad imzalı "Vurun Kahpeye" filmi ile başlamış, Yeşilçam sinemasının temelleri atılmıştı. Elbette neşeli şarkılara, acıklı melodilere ve bol assolistli sahnelere bu dönemde daha çok ihtiyaç vardı. Kimi zaman iki önemli şarkıcı bir filmde başrolü paylaşacak, kimi zaman bu sayı dördü beşi aşacaktı. Perihan Altındağ ve Münir Nurettin'in başrolleri paylaştığı "Üçüncü Selim'in Gözdesi" (1950); Müzeyyen Senar, Perihan Altındağ, Abdullah Yüce, Suzan Güven, Şemsi Yastıman gibi Türk Sanat Müziği sanatçılarımızın rol aldığı "Ne Sihirdir Ne Keramet" (1951); Hamiyet Yüceses ve Safiye Ayla gibi iki önemli kadın yıldızın bulunduğu "Caz Saz" (1952) bu filmlerden bazılarıydı.

Rüçhan ÇamayElbette tek rağbet gören müzik türü Türk Sanat Müziği değildi O dönemde Hafif Batı Müziği ve Caz yaparak sanatlarını icra eden geleceğin pop sanatçıları da kamera önüne geçerek, çeşitli filmlerde rol aldı. 1947 yılında başrolünü Cahide Sonku'nun oynadığı "Yuvamı Yıkamazsınız" filminde Türkiye'nin ilk kadın seslerinden biri olan Rüçhan Çamay da rol alır. Geçen sene Amerika da kaybettiğimiz, Pop müziğin önemli isimlerinden biri olan şarkıcımız Necla İz ise 1950 tarihli "Estergon Kalesi" filminde başrol oynar başrol oynayan ilk kadın Pop müzik sanatçımız ünvanını alır. "Unut Sevme Beni" bestesiyle tanıdığımız Baki Çallıoğlu müziklerinde de sorumlu olduğu "Aşk Besteleri" (1952) filmiyle izleyici karşına çıktı. Aynı yılda pop şarkıcıları arasında başrol kapan ilk erkek olarak da Yaşar Güvenir "Bergama Sevdalıları" adında bir filmde oynadı.

1.jpg (13060 bytes)Bu filmlerin o döneme dek para kazandırdığı bir gerçekti. Gene de sektör içerisinde hem şarkıcı için hem de yapım şirketi için önemli bir ekmek teknesi konumuna gelmesi Zeki Müren'in başrolünü oynadığı "Beklenen Şarkı" (1953) ile gerçekleşti. Bir kadının yardımıyla şöhretli bir şarkıcı olan gencin öyküsünün anlatıldığı film daha sonra filmin yapımcısı Cahide Sonku ile filmin oyuncusu Zeki Müren'i mahkemede karşı karşıya getirdi. Bu sansasyonel olaylar zaman içerisinde filmin daha çok ilgi görmesine neden olacaktı. Nitekim Zeki Müren bu tarihten sonra şarkıcılığını teşhir edebildiği pek çok benzer konulu filmde oynayarak başarı grafiğini yükseltti. Ayten Alpman, Aysel Gürel gibi kulaklarımızın aşina olduğu isimler de bu yıllarda kamera karşısına geçmeye başlar. Daha sonraları Pop Müziğin patlamasıyla birlikte hepimizin bildiği Ajda Pekkanlı, Gönül Yazarlı, Erol Büyükburçlu, Emel Sayınlı, Neşe Karaböcekli filmler peşi sıra izleyiciyle buluşacaktır. Yapımcılar ve film şirketleri halkın ilgi gösterdiği bu filmlerden büyük paralar kazanırken, şarkıcılar da Anadolu'nun en ücra köşelerine bu filmlerle sayesinde ulaşacaktı.

Görülüyor ki, ülkemiz sinemasındaki ses olgusu geçirdiği evrim ile kendisine has bir tür yaratmış ve farklı bir çalışma alanı bulmuştur.. Belki günümüzde videoklip kavramı, sanatçının reklam ihtiyacını karşılamaktadır ama hem sinemayı hem de müziği etkileyen bu furyanın etkileri yadsınamaz.

A. BURAK KORKMAZ (Ste)
burkiburak@hotmail.com