[Yeşilçam şarkıları] Türk pop müziğinde 70'li yıllara dönüş rüzgarı ortalığı kasıp kavururken, Yaşar'dan sonra bu kez Deniz Seki baştan sona cover parçalardan oluşan bir albümle karşımızda: "Aşkların En Güzeli".

Söyleşi: Asu Maro

deniz10.jpg (32821 bytes)Bundan tam altı yıl önce Sezen Aksu imzasını taşıyan "Kuş uçtu uçacak Ahmet" şarkısı ile hayatımıza girmişti Deniz Seki. Ardından şarkılarını kendi yazmaya başladı. "Anlattım" ve "Şeffaf" albümleri geldi peşpeşe. Son olarak da "benim için bir keyif albümü" dediği "Aşkların En Güzeli" geldi... Deniz Seki de şimdilerde cicili bicili kıyafetleriyle, saçını taktığı bantlarla 70'lerin moda dergilerinden fırlayıp gelmiş gibi görünüyor. Çünkü bu onun deyimiyle bir "konsept çalışması": "Çok kendime ait bir şey yaptığımı, bu yüzden çok samimi olduğunu düşünüyorum. Konserlerimde de kılığım kıyafetim o döneme ait olacak. Konsept devam ediyor olacak bu albüm süresince. Çok yakışıyor şarkılarla kılık kıyafet saç baş, bence bunun keyfini çıkarıp süslenip püslenip çıkmak lazım. Dünyada da 70'lere dönüş trendi var, ben de bunun Türkiye'deki öncüsü olmaktan da keyif duyuyorum".

Gerçi Muazzez Ersoy daha önce "Nostalji Kraliçeliği" tacını eline geçirmişti ama Deniz Seki sürekli röportajlarda sorulduğu gibi onun poptaki karşılığı olmayı düşünmüyor hiç. Niyeti, bu albümün keyfini sürdükten sonra tekrar kendi bestelerine dönmek...

"Aşkların En Güzeli", adını Deniz Seki'nin annesiyle babasının şarkısı olan "Sensiz Saadet"ten alıyor. Hani "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" der ya Yaşar Güvenir o şarkıda... Zaten "Sensiz Saadet", Deniz Seki'nin albümün repertuar danışmanı Hakan Eren'in itirazlarına rağmen en baştan söylemeyi kafaya koyduğu şarkı. Hep çocukluğundan tanıdığı şarkıları bir araya getirmek istemiş ve altı yedi ay kadar binlerce şarkı dinlemişler Hakan Eren'in arşivinden: "O da bu albüm için en az benim kadar yoruldu. Geceler boyu evinde toplandık, o plaklar tek tek çıktı, dinletildi, bana özel CD'lere basıldı. Çok eskitilmemiş ama duyulunca da hatırlanan şarkılar olsun istedim. İyi de yaptım galiba, çünkü repertuar çok beğeniliyor".

İlk klip büyük olasılıkla Seki'nin çocukluğunda annesinden dinleyip öğrendiği ve albümde bir dans parçası haline getirilen "Yarım Kalan Aşk"a çekilecek. Albümde tesadüf olsa gerek, iki adet Gökben şarkısı var: "Rüzgâr Gibi Geçtin" ve "Aşk Dediğin Laftır Derler". Buna karşılık daha önceki albümünde "Dile Kolay"ı seslendiren Deniz Seki'den beklenenin aksine tek bir Ajda Pekkan şarkısı: "Anlamadım Gitti", ki bu şarkının orijinalini bu yaz yayınlanan "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" albümünde bulmak mümkün. İlk olarak Banu'dan tanınıp sevilen Şanar Yurdatapan bestesi "Ölsem de Bir Kalsam da Bir"i de almış Deniz Seki albümüne. Ancak Zuhal Olcay'ın "Başucu Şarkıları"ndaki muhteşem yorumunun yanında biraz sönük kaldığı bir gerçek. Albümde ayrıca Gönül Akkor'dan tanıdığımız "Böyle Gelmiş Böyle Geçer", Salim Dündar'ın söylediği "Kalbimi Kim Çalıyor", "Sen Bensiz Ben Sensiz" ve Yıldırım Gürses'ten "Aşkına Doyum Olmaz" da yer alıyor.

deniz9.jpg (11404 bytes)Deniz Seki, seçtiği şarkıları, orijinal yorumlarından etkilenmemek için mümkün olduğu kadar az dinlemiş. Ancak "Böyle Gelmiş Böyle Geçer"de Gönül Akkor'un yorumundan izler olduğu ilk anda dikkati çekiyor. Bir de şarkılar eski sound'undan fazla kopmadan bugünün sound'uyla harmanlansın istemiş ve sonuçtan çok memnun. Düzenlemeler Seki'nin her zaman çalıştığı Murat Yeter imzası taşıyor.

Albümün bir diğer özelliği de içindeki şarkıların çoğunun bir Yeşilçam filminde çalınması, hatta filmlere isim vermesi... Bir Türk filmi tutkunu olarak buna da dikkat etmiş Seki. Defalarca izlese bıkmadığı filmlerde yaşanan aşklardaki safiyet çok etkiliyor onu: "Dejenere değil hiçbir şey, çabuk tüketilmiyor. O zamanki aşkların öyle bir safiyeti var, insanların kaybolmamış heyecanları... Şimdi bakıyorum 16 yaşındaki kız 30 yaşına gelmiş kadın kadar yaşamış oluyor. 30 yaşına gelince ne yapacaklar merak ediyorum. Bunalım, tatminsizlik, dejenerasyon... Küçükken annelerimize çok kızardık izin vermediklerinde, meğer ne kadar doğruymuş. Ben 6-7 yıldır şöhretle tanışıyorum, hiç dejenere olmadım. Çünkü o kadar her şeyi yaşında yaşadım ki".

İlk çıktığı günden itibaren medyada güzelliğinin altı çizilen Deniz Seki, fiziğinin müziğinin önüne geçmediği kanaatinde. "İlk başlarda biraz manken muamelesi oldu ama sonra benim müziği ne kadar ciddiye aldığımı gördükleri için, fiziğim bunun yanında hoş bir artı oldu" diyor. Ayrıca "güzel, seksi" gibi sıfatlarla anılmaktan da hiç rahatsız olmuyor: "Her kadın güzel olduğunu hissetmek ister. Hiç bunlardan rahatsız filan olmuyorum. Şov dünyası sonuçta, göze de hitap etmek zorundasın".

deniz11.jpg (13046 bytes)Yakında bir diziye başlaması söz konusu olan Deniz Seki, iyi bir sinema filmi yapmak istiyor... Belki eski Yeşilçam filmleri gibi bir şey? "Ne güzel olur" diyor büyük bir heyecanla... Ve sanki bu albümden sonra bunu yapacakmış gibi bir his var içinde...

Kendisi, "Televole yıldızı değilim" dedikçe, özel hayatını sakınmaya çalıştıkça magazin basınının daha da ilgisini çeken bir isim Deniz Seki. Ve bunun önüne geçilemeyeceğini kabullenmiş görünüyor artık: "Neticede aynı atmosferde yaşıyoruz. Tabii ki basının gelmediği bir sürü yerler biliyorsun ama bir bakıyorsun bu sefer mekan sahibi haber vermiş. Bir de halka malolmuşsun artık. Seviyesizleşmeden bu haberleri vermek onların görevi zaten. Ama seviyesizleşip sanki senin ağzından duyulmuş gibi yazılan şeylere çok sinirleniyorum".

Konuşurken zaman zaman gözleri yaşaran, bir kulağından diğerine uzanan muhteşem bir gülümsemesi olan bir genç kadın Deniz Seki. Çok kırılgan bir hali var, piyasanın sert koşullarından onu meslek aşkının koruduğunu söylüyor: "Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin. Mümkün olduğu kadar kendi içimde yaşıyorum, kimseyle alıp veremediğim yok, kötü olduğum kimse yok hayatımda. Kendim çok kırılgan olduğum için karşımdakilere de dikkatli davranıyorum, bir şekilde dengeler kuruluyor".

Söyleşi bitiyor, o ışıltılı gülüşüyle beni uğurluyor... Muhtelif insanlardan hep aynı soru geliyor sonra... Böyle bir beklenti var demek ki ama hayır, Okan Bayülgen'den hiç söz etmiyoruz...