RÜZGARLARA SÖYLENEN ŞARKILAR
"Modern Sabahlar" ekibinin imzasını taşıyan eğlenceli tanıtım şarkısı, "Yayılalım çimlerde, çeşitli biçimlerde," cümleleriyle müjdeliyordu Radyo Odtü geleneksel Yaz Konserleri vaktinin geldiğini. Babazula' nın ön grup olarak çıkacağı ilk konserde Baki Duyarlar, Cem Aksel, Gürol Ağırbaş ve Erkan Oğur eşliğinde Bülent Ortaçgil sahne alacaktı. Konserlerin mekanı geçen sene olduğu gibi bu sene de, Odtü Mezunlar Derneği Vişnelik Tesislerinde yer alan ve Ankara'da bir eşi benzeri daha bulunmayan Çim Amfiydi. Doğrusu kendi adıma heyecanla bekliyordum, hem çeşitli biçimlerde çimlere yayılmak, hem de daha önce her nedense konser performansını izleme fırsatı bulamadığım o müthiş isimleri sahne üzerinde izlemek için. Çim Amfi'deki konserlerin atmosferini Murathan Mungan' a bir göndermeyle şöyle özetleyebilirim belki gelemeyenler ve hiç bilmeyenler için : "Gökyüzünde yıldızlar, sahnede yıldızlar..." "Tabutta Rövaşata" film müzikleriyle aşina olduğum, sonrasında dizi ve film müzikleri kadar, albümleriyle de çok kendine özgü müziklerini ve tarzlarını tanıyıp sevdiğim Babazula, henüz daha hıncahınç dolmamış Çim Amfinin ve kararmamış havanın da etkisiyle olsa gerek, coşkusuz, dağınık ve hatta biraz da ilgisiz bir seyirci topluluğu önünde başladı konserine. İlgiyle dinleyenler, izleyenler de temkinliydi bu kuralsız, alışılagelmişin dışında ve çizgi ötesi müziğin sahne üzerindeki "grunge" icracılarına. "Babamız bizi sevmedi, çirkiniz !" den ibaret sözleriyle daha ilk şarkılarında dinleyenleri sersemleten grup, dinleyicilerden tavus kuşu sesi çıkarmalarını istedikleri "Tavus Şarkısı" yla sahneden ayrılırken, kalabalık da yavaş yavaş artmaya başlamıştı.
Bülent Ortaçgil'le bir gece önce aynı yerde uzun bir akşam yemeği süresince sohbet etmiş, peşinden de radyo için bir röportaj kaydı yapmıştık. Türk popüler müziğinin -ki bu popüler kelimesi onun müziğine hakaret gibi ama başka ne denir onu da bilmiyorum- bu yaşayan efsanesiyle aynı masada oturuyor olmak takdir edersiniz ki ziyadesiyle heyecan vericiydi benim için. Bir süredir diskografisi ve biyografisi üzerinde çalıştığım ve bu yüzden birkaç gündür onunla yapılmış bir dolu röportajı hatim ettiğim için onunla konuşmuş kadar olmuştum aslında oraya gelene dek. Ne denli doğal, artistlik edası denen şeyden nasibini almamış ve ne denli zeki bir adamla yüzyüze olduğumun farkındaydım. Hayatlarımızın tuhaf bir şekilde benzeştiği noktalar vardı ve o noktalarda Bülent Ortaçgil' in dönmeyi göze aldığı ve kimi kez de alamadığı keskin virajlar, sadece benim için değil, o gece masada bulunan herkes ve dahası bu ülkede yaşayan herkes için çok ciddi, çok dikkate değer hayat bilgisi içeriyordu. İşin bu kısmı başka bir yazının, bir Bülent Ortaçgil yazısının konusu olacak, bu bir konser izlenimi olduğuna göre fazla dallandırıp budaklandırmadan konsere dönmek gerek. Ama şu da var ki, Bülent Ortaçgil'in konserden bir gün öncesindeki ve dahi hemen konser öncesindeki bu hal ve tavrına şahit olmasaydım konsere çıktığı andan itibaren sahnede gördüğüm o adamı yadırgamam çok muhtemeldi. Özellikle çığlık kıyamet alkışların yükseldiği konser sonunda, onca "bis" çağrısına karşın tekrar sahneye çıkmayışına fena halde içerleyebilirdim. Ama o Bülent Ortaçgil' di ve "Bi daha, bi daha !" nidaları hiç mi hiç gönlünü çelmiyordu. Ben artık, en azından bunu biliyordum.
"Beyler ben yoruldum artık, iki şarkı daha çalıp veda edelim," dediğinde
seyirciden çığlıklar yükseldi. Bülent Ersoy' un meşhur "Veladdalin Amin !
Bittiiiiii !" si gibi, "Hadi bana gitme deyin, hadi beni geri çağırın,"
alt metni okunmuyordu bu sözlerde (Bu isminden başka hiçbir şeyleri benzemeyen iki
ismi kıyaslamadığım için beni bağışlamanızı istirham ediyorum aziz
okuyucularım, teşbihte hata olmaz imiş). Nitekim o son iki şarkıyı da söyledi ve
gitti. Kulaklarımızda "Şık Latife" nin hemen uyurken çıkardığı
mırıldanmalar kalmıştı, bir de arkası kesilmeyen alkışlar. Ama geri gelmedi. Bize
onbeş gün sonra piyasaya çıkacağını müjdelediği, hatta iki şarkısını da
çaldığı yepyeni Ortaçgil şarkılarıyla dolu "Gece Yalanları" adlı
albümü beklemek düştü. Gökten üç elma düşmedi. Düşseydi bölüştürmekte
zorlanabilirdik, iyi oldu. Eve gittik. Uykuya yatarken hep adetim olduğu üzre, kendimi
kumanda aletinin bitevi zıplamalarına teslim etmiştim ki ismiyle müsemma, çok soylu
bir müzik kanalımızın en az kendisi kadar soylu "top-on" listesine tesadüf
ettim. Sürekli değişip duran rengarenk görüntüler, odanın karanlığında
alazlanırlen, kulaklarımda konserde söylenmemiş ama aslında söylenmiş o şarkı
dönüp duruyordu : "Biz şarkılarımızı yarıştırmayız tazı gibi. Bizim
şarkılarımız rüzgarlara söylenir usulca..." |