SEVGİYLE EL ELE
PINAR ÇEKİRGE yazdı

NÜKHET DURU
SEVGİYLE ELELE
Satın al


Ben müzik eleştirmeni ya da bir müzik adamı değilim. "Kendince, vasat bir koleksiyoner" diyelim. Ajda Pekkan, Lale Belkıs, Nükhet Duru, Semiramis Pekkan, Füsun Önal'a karasevdalı. 'Mi' sesini 'do'dan kesinlikle ayıramayan.

Dahası, aşkı Fikret Şenes'in sözleriyle tanımış "Ben sensiz yaşıyorum yasak aşkını, söylüyorum şarkını", "Bak saatler geçti yine / Sakın geç kalma evine / Bir tel saçım takılmasın, kokum sinmesin üstüne", "Bir gün dönse bana... Yıkılmış, pişmansa" tüm hayatının özeti olmuş biri. Sadece 2006'nın değil, belki çok uzun yıllardır dinlemediğim eşsizlikteki bir albümle tanıştım geçen akşam: "Sevgi İle Elele". Nükhet Duru'yu yaşadım, Cenk Taşkan'ı, Mehmet Teoman'ı...

Altı sene önce Nükhet Duru ile uzun bir söyleşi yapmıştım. O kadar farklı, o kadar içten ve o kadar güzeldi ki... Nasıl desem büyü gibi, metafizik gibi, sim gibi... Nükhet'i yazarken, itiraf ediyorum, hipnotik bir durumda buluvermiştim kendimi. Nükhet beni "sürgün"e yollamıştı adeta. İlk görüşte aşk filan değil, farklı birşey. Bir ürperti, taşkın, dizginlenemez bir heyecan belki de.

"Sevgiyle Elele" albümünde o heyecanı tekrar yaşadım. Tam bir adrenalin sağnağı, sırılsıklam bir sağanak hem de.

İddia ediyorum "Cambaz", "İki Gözyaşı", "Harp ve Sulh" ama "Biz Göçmüşüz Buralardan" hiç bu kadar güzel söylenmemişti. Dedim ya, metafizik gibi, tılsım gibi..

Zaman durmuş, hatırlayışlar ekran yansıyan slow motion film kareleri gibi donuvermişti. Kimini sürmüştük, kimi ölüp gitmişti. Kimini 6-7 Eylül'de örselemiştik. Göç etmişlerdi Ada'lardan, Moda'lardan. O bizim sokaklardan çekip gitmişlerdi. Madam Sophie'yi hatırladım birden. Anneannemim kabul gününe her geldiğinde bana ille Bonmarşe'den ya da Japon Mağzası'ndan oyuncak getiren Masdam Sophie. Sahi baya Nubar ne olmuştu ?

"İki Gözyaşı"nın akibetini Nükhet'ten dinlerken artık ağlıyordum. İki gözyaşı bir denizde buluşup, uçsuz bucaksızlığa uzanırlar mıydı gerçekten?

Abartmıyorum bütün gece, defalarca başa alarak Nükhet Duru albümünü dinledim. Nükhet'in belki de en güzel albümünü. En dişi albümünü.

Zaten herşey bir gecenin son, bir sabahın ilk saatlerinde başlamış olmalıydı. Kırık döküktük. Yere çalınmıştık. Konar göçer aşkların tutsağı ve dibine kadar yalnızdık. Üstelik, Bedri Rahmi'ye inat yalnızlığımız 'mis' kokmuyordu.

Herşey o puslu, ayazlı gecenin son saatlerinde yaşandı. Peter Pan iğdiş edilmiş, Pamuk Prenses tecavüze uğramış, Sindirella Galata Kulesi'nin yosun yürümüş taş basamaklarında unutuvermişti ayakkabısının tekini. Rapuntzel kemoterapi nedeniyle çoktan saçlarını kaybetmişti. Kalbur saman içinde değildi.Pireler berberliği bırakıp, güneyde bar işletmeciğine soyunmuşlardı. Belgin Doruk bile ölüp gitmişti.

Gözyaşı ve yağmur yağıyordu. Tılsımlı ayna kırılmış, tuzla buz olmuştu. Terkedilişlerin acısıyla yüzülmüştü derimiz. Cılk yaraydık." Bir gün dönse bana" diyebileceğimiz bir umut bile kalmamıştı elimizde. Kaybetmiştik.

Nükhet Duru "Sevgi ile Elele" ile tekrar giriverdi damarımıza. Hüzün bulaşığı kanı temizlerken, bizi arındırdı.

Günler belki haftalar (yoksa kırk küsür sene mi) sonra iyileştiğimi hissediyorum.

"Harp ve Sulh" hala kulaklarımda. Nükhet Duru'nun sesine karışan o ilahi tadında çocuk sesleri..

Nükhet seni çok seviyorum. İçimde tortulaşan 20 Kasım tarihi vardı. Patlayan bir bombayla yere savruluşum. O an,- sonrası, hatta yaşıyor olmaktan duyulan utanç, suçluluk hisleri. Devam eden psikoterapi seansları... Hep o patlama anına takılı kalmak. Çok erken yaşta tanıştığım ölüm gerçeği. Hayatıma nedense karışmış bir üvey anne. Otuzlu yaşlarımın en büyük vurgunu "sevgili ölümü" ve en son 12 Kasım'da yüzleştiğim bir başka ıstırap... Ve bunların yüzyıllık, binyıllık tortuları. İşte bu tortuları "Sevgi İle Elele" sildi, götürdü.

Hakan Eren seni çok seviyorum. Sana, Naim Dilmener'e toplum olarak o kadar çok borcumuz var ki. Ödeyemeyeceğimiz kesin. Helal edin ne olur. O şarkıları bize yeniden geri getirdiniz. Çocukluğumuzu, ilk gençliğimizi... O şarkıları yıllardan yüzyıllara aktardınız. Yeniden ruh üflediniz.