ÖZÜRSÜZ ŞARKILAR DERS KİTABI
HAKAN TOK yazdı

KARIŞIK SANATÇILAR
SÖZ VERMİŞ ŞARKILAR
Satın al


Bundan yirmibeş yıl önceydi... İlk gençliğimin telaşlı ve savruk günlerinde, kendimle kavga dövüş büyümeye çalışırken, bir yerlerden kulağıma apansız bir şarkı çalınmış, o şarkının yaşam boyu yakamı bırakmayacak bir cümlesi kızılca kıyamet göğsümün tam orta yerine gelip çöreklenivermişti. "Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın." Murathan Mungan'la ilk kez böyle tanıştım.

Yazanın ne kadarı okuyan, okuyanın ne kadarı yazandır, bunu hiç bilmedim. Yılanla geyiğin hikayesiydi belki de. Yılan, gün gelir geyiği yutar, ne var ki onun şeklini alır bedeni. Ne yılandır artık, ne de geyik. Okuduğum her cümle biraz daha yuttu beni. Bazen onları benim yazdığımı düşündüm, bazen onun beni yazdığını düşündüm. Belki çok sıradan, çok bildik bir okuyucu-yazar yakınlaşmasıydı bu, belki de her hayranlık halinde olduğu üzre, hayran olunandan ve hatta hayran olandan bağımsız yol almış bir ilişki. Neyse, ne... İmlasına bu kadar yakın olduğum, imzasına bu kadar sahip çıktığım bir başka yazar daha olmadı yıllar boyu. Hele ki, benim için hayatta kalabilmenin tek yolu olan müzikle de bunca sevişiyorken kalemi. Murathan Mungan bir avuç dolusu şarkıya söz verdi bugüne dek. Onların bir albüm dolusu, "Söz Vermiş Şarkılar" adıyla geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı.

Beylik bir laf ama ayniyle vaki, güneşli bir Pazar günü, Cihangir'in eski sokaklarından birinin saklı bir bahçesinde, limon ağaçlarının gölgesindeki tahta bir masada Naim Dilmener, Hakan Eren ve ben oturuyorken, yanımızda, orada bulunan herkesin başını çevirip masamıza bir kez daha bakmasına neden olacak iki diva, Hümeyra ve Ayten Alpman bütün güzellikleri ve şen şakraklıklarıyla o çok sıradan olabilecek Pazar öğleden sonrasını benim için tarihe yazılacak bir güne çeviriyorken, laf dönüp dolaşıp Murathan Mungan albümüne gelmiş ve ben bu projeden ilk kez o dakika haberdar olmuştum. Ne çok şey konuşmuştuk o gün orada. Kimlerin kulağını çınlatmamıştık ki? Galiba en çok da Murathan Mungan'ın. Ayten Alpman, albüm için seslendirdiği şarkının bir kelimesini fazla bularak çıkarmak istediği halde, Murathan Mungan'ın buna nasıl şiddetle karşı çıktığını serzenişle anlatırken yine de bizi güldürüyor, Hümeyra, Amerikalı kocasının düzenlediği şarkıyı Murathan Mungan'a dinletmek üzere geldiğinde aralarında geçen konuşmayı kah Hümeyra, kah Murathan olarak, yerinde bir an durmaksızın, oynayarak, yaşayarak anlatıyordu. Bana düşen ağzım bir karış dinlemekti sadece. Ve bahis konusu albümü elime alabileceğim günün hayalini kurmak.

O gün çok kolay gelmedi. Üzerinden neresinden baksanız bir üç yıl geçti. Zaman içerisinde kimi kez yeni haberler aldım, kimi kez artık iyiden iyiye ümidi kestim. Adı geçen isimlerin bir albüm için olsun bir araya gelebilmesi hiç kolay değildi. Belli ki gelememişlerdi. Benim zamanında söylenmiş Murathan şarkılarını derleyerek oluşturduğum "home-made" albümüm şimdilik günü kurtarıyordu. Eh, ne de olsa şarkıların çoğunda Nükhet Duru'nun, bir o kadarında da "eski" Yeni Türkü'nün sesi, soluğu vardı. Meraklısına bu bile az şey değildi.

Nihayet albümü elime aldığımda aklım çıkacaktı nerdeyse. Yanılmıştım. Tek başına Murathan Mungan imzasının, bugüne dek hiçbir albümde yanyana yer almamış onlarca ismin bir araya getirilmesine yeteceğini düşünememiş, ben bile bu kadarını hayal edememiştim. Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Sezen Aksu, Zerrin Özer, Ayten Alpman ve Hümeyra. Hepsi ilk kez seslendirdikleri şarkılarla, albüm kartonetinde yanyana duruyorlardı işte. Üstüne bugünün starları Candan Erçetin, Göksel, Mor ve Ötesi, Teoman, Rashit, Athena, Aylin Aslım ve Zuhal Olcay da sıralanmış, bu da yetmemiş Cem Karaca, Deniz Türkali, Gülden Karaböcek ve Müslüm Gürses'le albüm baharatlanmıştı. Her şarkı, her şarkının her cümlesi başka bir yerinden yakacaktı canımı. O şarkılarla bağım şöyle böyle değildi. Bir düğünün cenazesi ya da bir cenazenin düğünüydü benim için albüm bu haliyle. Kolay olmayacaktı dinlemek. Her şeyden yalıttım kendimi. Şarkılar birer birer dönmeye başladı cd çalarımda.

Bazı şeylerin değil eleştirilmesi, üzerlerine söz söylenmesi bile öyle uluorta herkesin hakkı değildir ve olmamalıdır da. Murathan Mungan'ın kaleminden dökülen her şey böyledir benim için. Şarkıları dinlerken düşündüklerim hiç bir şekilde, bir müzik yazarı kaygısı taşımayan, saf ve katıksız bir hayranın, dinleyenin ya da okuyanın içinden geçenlerdir. Çünkü ne ben Murathan Mungan'ın eli değmiş her hangi bir şey üzerine ahkam kesmeye yetebilirim ne de ola ki yetecek olsam da buna cüret edebilirim. Kaldı ki o şarkılarla az önce bahsi geçen alacak verecek davamın gömleğini bir çırpıda soyunacak mangal gibi yürek nerde?

İşin aslı, albümde yer alan kimi şarkıların bugünün ritm ve armoni anlayışına, beylik tabiriyle "sound"una uydurulmuş, ama Allah için de mübalağasız en alasından uydurulmuş halleri eminim ki bir çok kişiyi ayıltıp bayıltmıştır ya, bana pek dokunaklı gelmedi. Başından beri hiç bir zaman sesinde en ufak bir duygu kırıntısına rastlamadığım Aylin Aslım'ın müzikal anlamda belki hakikaten "sihirli bir dokunuş" diye nitelendirilebilecek "Kimdi Giden Kimdi Kalan" yorumu bunların başında geliyor. Cover'lar eskiyi aratır elbet, amenna, ama düzenlemenin ve yorumun, hem melodinin, hem de sözlerin üzerine çıkması gerekir mi buna emin değilim. Oysa aynı şeyi yine orijinallerinden en az bir o kadar değiştirilmiş "Maskeli Balo", "Telli Telli" ve "Fırtına" için söylemek mümkün değil çünkü bu her üç şarkı da yorumlayan grupların iklimlerinde yeniden soluk alabilmiş ve bugün yazılmışçasına bugüne ait olabilmiş. Bizim zamanında ellerimiz havada, sağa sola dalgalanarak, kimbilir ne hayaller ve niyetler yükleyerek bir ağızdan eşlik ettiğimiz o şarkılar, bu halleriyle, bugünün konserlerinde, bugünün gençlerinin kafalarını sallayarak ve sallarken kendilerinden geçerek eşlik edebilecekleri birer "hit"e dönüşmüş. En azından söz konusu grupların kendi ürettikleri halihazırdaki "hit"lerinden çok daha etkili oldukları kesin.

Beni en çok yaralamış Murathan Mungan şarkılarından biri olan "Ağır Kapı", Teoman'ın hem diline, hem de müzikal çizgisine çok yakışmış. Aynı durum Zuhal Olcay'ın "Sesler Yüzler Sokaklar" yorumunda da söz konusu. Nitekim Göksel de daha önce hiçbir albüme girmemiş "İsteyerek İstemeyerek"te adeta kendine ait bir şarkıyı seslendiriyormuşçasına samimi. Her üç şarkının yorumunu da hiç yadırgamıyorsunuz dinlerken. Candan Erçetin de, o yürek yakıcı "Çember"den, çok kendine ait bir şarkı çıkarmış çıkarmasına ama, şarkının bıçak sırtı sözleri artık kanıksadığımız Candan Erçetin serinkanlılığına ne derece denk düşmüş, orası tartışılır.

Cem Karaca, ölümünden önce yaptığı son kayıtlardan biri olan "Göç Yolları"nda yine dinleyenlerin tüylerini diken diken ediyor. Yeni Türkü'nün yer yer söylemde sertleşse de icrada hep ılıman kalmış yorumuyla kıyaslandığında "Göç Yolları"nın, Cem Karaca'nın dilinde anlamını çok daha fazla bulduğunu söylemek yanlış olmaz. Hümeyra'nın sesinden "Dönmek"i dinlemek de bende aynı duyguyu uyandırdı. Hümeyra bir kez daha söylediği şarkının her cümlesini dinleyenin yüreğine batırıp, canını yakıyor. "Bu şehir arkandan gelecektir," diyen de oydu bir zamanlar, şimdi "Neresi sıla bize, neresi gurbet," diyen de o aynı acıtan ses. Bu iki şarkıyı defalarca arka arkaya dinlemek istiyorum delice. Zaten çok aklı başında dinlemeye başlamadığım albüm, söz konusu Hümeyra olunca, dengemi iyiden iyiye bozuyor.

Albümde ismini görmekten en çok heyecanlandığım isimlerden biri, her şeye rağmen ve hala Nükhet Duru idi. "Aşk Yeniden"in, söylediği şarkıları dinleyenin iliklerinde hissettiren Nükhet için biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyordum. Ne var ki albümdeki yorumunu dinleyince hayal kırıklığı yaşadım. Çoktandır zembereğinden boşanmışçasına ha babam de babam sahne aldığı mekanlarda bir gayret insanları eğlendirme derdine düştüğünden midir nedir, yorgun bir ses, şarkının o terli ateşini harlayamayan edepli bir yorumla söylemiş "Aşk Yeniden"i Nükhet Duru. İnandırıcı olmamış her nedense. Vakti zamanında Nükhet'in sesinden sevdiğimiz "Hançer"de ise Ajda Pekkan yine her zamanki gibi göz kamaştırıcı. Ajda yine Ajda'lığını yapmış ve albümde başka hiçbir yorumcunun sahip olmadığı bir inisiyatifle şarkısının bir cümlesini bilerek ya da bilmeyerek değiştirmiş. "Bir gün gelir yürek hepsini karşılar" yerine "Bir gün gelir yürekten seni (ya da yürek tersini) karşılar" gibi bir şey söylüyor. Murathan Mungan bunu fark etmemiş olabilir mi? Ya Ayten Alpman'ın bundan haberi var mı (yukarıda bir yerlerde bahsi geçen sebep nedeniyle)? Bilinmez.

Ayten Alpman albümün en kıdemli ismi olarak en son sıra alıyor ve tüm dinlediklerimizin üzerine adeta bis yapıyor. Tartışmasız en güzel Murtahan Mungan şarkılarından biri olan "İstersen Hiç Başlamasın", Alpman'ın yorumu ve caz düzenlemesiyle dinleyenlerin ayaklarını yerden kesiyor. İşte tam da böylesi şarkılarla, Ayten Alpman'ın yeni bir albüm yapmasının vaktinin çoktan geldiğini de düşünmeden edemiyor insan. Çünkü bir Ayten Alpman daha yok ve olmayacak da.

Yazılmış, ne var ki sahnelenmemiş bir müzikalin şarkısı olan "Bir Kadın Nasıl Döner Köşeyi", Deniz Türkali'nin teatral yorumuyla, albümün en ayrıksı şarkısı olmuş. Yine aynı çizgideki "Otel Odaları" ise Burhan Bayar düzenlemesi ve Gülden Karaböcek'in içli ve hisli okuyuşuyla handiyse bir seksenli yıllar arabesk "hit"i gibi geliyor kulağa. Bugünlerde varoşların "baba" arabesk şarkıcılığından "rocker"ından "clubber"ına herkesin, her kesimin bayıldığı bir "blues kralı" mertebesine terfi eden, kendisine çıkarılan bu yeni kimliğe kendisi bile şaşsa da, Allah için hakkını da sonuna kadar veren Müslüm Gürses, "Olmasa Mektubun"la hem yeni kimliğine biraz daha ısınıyor, hem de albümün en çarpıcı yorumlarından birine imza atıyor. Türk popunda sayısız şarkıcı tarafından seslendirilmiş ve adeta anonim olmuş on şarkı listeleyecek olsak, "Telli Telli"yle birlikte "Olmasa Mektubun"u da üst sıralara yerleştirmemiz gerekir. Ancak bu defa bambaşka bir şey dinliyoruz. Dokunduğu her kelimeyi ateşe veriyor Gürses'in dili ve bu şarkının adeta onun için yazıldığına inanır oluyorsunuz.

Sezen Aksu, yine Nükhet Duru'nun sesiyle belleklerimize yer etmiş "Sevgili"nin Sezence yorumuyla albümün değerine değer katmış. Bu kırık, acılı ve dağınık ses ne söylese dokunuyor. "Yaşadığım her şeyin bedelini ödedim," derken o kadar sahici ki Sezen, şarkının asıl sahibini şimdi bulduğunu düşünüyor insan ister istemez.

Dağınık bir yatağın bir yüreği nasıl onarabileceği, sevişmenin ne vakit ve ne nasıl ölmeye benzeyebileceğini kim bilebilir ki Murathan Mungan okurlarından başka? Asırlardır milyon kitabın, milyon şarkının, şiirin, öykünün, filmin, resmin anlatamadığını iki cümle nasıl bu kadar güzel anlatabilir? "Dağınık Yatak" sadece bu iki cümlesiyle bile tarih boyunca yazılmış en güzel şarkı sözlerinden biri olarak kabul edilmeyi hak ediyor bence. Albümde Zerrin Özer, uzun yıllar sonra ilk kez kendisine bu kadar yakışan bir şarkı seslendirerek benim için en kıymetli ve en özel Mungan şarkısı olan "Dağınık Yatak"a yeniden hayat veriyor. Şarkının Nükhet Duru yorumu da çok etkileyici idi evet ama bence Zerrin Özer de ondan asla aşağı kalmıyor.

Aslında bunun bir albüm yazısı olduğunu unutuverip, başından sonuna her şarkı sözü için paragraflar dolusu yazmam mümkün. Nitekim "Dağınık Yatak" örneğinde olduğu gibi yer yer ipin ucunu kaçırmış da olabilirim. Ancak işin bir de teknik tarafı var ki, değinmeden geçmemeli. Hiçbir şarkıyı sözlerinden bağımsız düşünemeyenlerdenim. Bırakın Türkçesini, gramerini, imlasını bir yana, anlattığı hikayenin kurgusu, mantık bütünlüğü ve en çok da inandırıcılığı eksik şarkılar hep özürlü gelmiştir bana. Bir tane olsun özürsüz şarkının yazılmadığı şimdiki zamanda, şarkı yazdığını iddia eden her "sanatkarın", en cahilinden en konservatuarlısına, bu albümü evirip çevirip etüd etmesi farz olmalı. Popüler müzikte şiirli sözlerden dillere marş olacak şarkı çıkmaz diyenler için "Telli Telli", "Maskeli Balo", "Fırtına", ecnebi diller Türkçe'ye gelmez, prozodi mrozodi hak getire diyenlere "Olmasa Mektubun", "Sevgili", şarkı lugati 35 kelimeden ibarettir, ötesi dinleyiciye ağır gelir diyenlere de "Dağınık Yatak", "Ağır Kapı", "Sesler Yüzler Sokaklar", ders olarak okutulmalı. Ve dersini alan olsa da olmasa da Murathan Mungan mutlaka şarkı yazmaya devam etmeli. Bu temenni ya da rica, olmadı emrivaki (ne derseniz deyin) cümlesinin sebebini izaha bilmem artık gerek var mı?

Şayet albüm satın almakta kılı kırk yaranlardansanız, paragraflar boyu sıraladığım nitelikleri bile albümü satın almaya sizi ikna etmediyse, en azından bir müzik markete gidip albüm kartonetini inceleyin. Sadece daha önce eşi benzeri görülmemiş, olağanüstü incelikli ve usta işi bu kapak tasarımı için bile albümün satın alınmaya değer olduğunu göreceksiniz. Ve o anda bulunduğunuz müzik marketin cd çalarında da muhtemelen bu albüm dönüyor olacak. O şarkıya da rastgelecek, albümün bütününü, albüme harcanan onca emeğin ve uğraşın sebebini ve niyetini tek başına özetleyen o cümleyi sezmekte gecikmeyeceksiniz: "Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar, hayat yeniler bizleri!"