HAKAN PEKER'İN CANI İSTEDİ
HAKAN TOK yazdı

HAKAN PEKER
CANIM İSTEDİ
Satın al


İnsanın aklından bin türlü şey geçiyor. Hakan Peker'in canı neden bu şarkıları söylemek istemiş olabilir ? Albümün içinde aynı adlı bir şarkı olmadığına göre isim olarak seçilen bu cümle, muhtemelen sorulabilecek sorulara baştan verilecek bir yanıt olsun diye düşünülmüş: "Canım İstedi". Bu son derece zeki buluş, ne çare ki başka sorulacak sorulara da çanak tutuyor hesap edilenin aksine. Evet, ben soruyorum mesela: "Hakan Peker'in canı neden bu şarkıları söylemek istemiş olabilir ?

Muazzez Ersoy'un nostalji külliyatına son verdiği malum, bayrak Hakan Peker'e teslim edilmiş olabilir, bu bir ihtimal. Eski şarkıları bugünün ritm anlayışıyla yeniden yorumlamak gibi çok müzik adına çok iyi niyetli, çok yeni bir deneysellik girişimi olabilir, bu başka bir ihtimal. "Hem beni sevenler, hem de bu şarkıları sevenler alır, bayram ederler bayram üstü." demiş olabilir şarkıcımız. Ya da güncel piyasayı takip etmekte nicedir teklemekte olan ben kulunuzun gözünden ne hikmetse kaçırdığı bir aralık, Hakan Peker'in şarkıcılığı ve yorumu klasikler arasına girmiş olabilir ki, bu şaşılası olmaz yurdum topraklarında, misal Sinatravari bir performans ve yorum albümü olarak arşivlere alınası bir olgunluk dönemi ürünü derdest edilmiş olabilir (bu kelimenin manasını biliyorum, bilerek kullandım, merak etmeyin). İçinize fenalıklar getirmediysem şayet, bir ihtimali daha göz ardı etmemek isterim ki o da şudur: Feyyaz Kuruş'un bundan bin sene önce küçük Emrah'a yaptığı bir şarkının ritmleri ve melodileri üzerinde oynayarak ürettiği 1800 bestenin hepsi Reyhan Karaca, Fulden Uras, Ferda Anıl Yarkın, ortayaşlı Emrah ve bizzat Hakan Peker'in kendisi tarafından kullanılmış ve olmaz ya, yeni şarkı bulamama sıkıntısı çekilmiş olabilir bir süreliğine. Hazır nostalji prim yapıyorken, iliğini kemiğini sömürmekte fayda vardır mazi kalbinde bir yara olagelmiş halkımızın. Dedim ya, insanın aklından bin türlü şey geçiyor.

Neşe Karaböcek'ten, Zeki Müren'den dinlemeye bayıldığımız "Unuttun Beni Zalim", yine Neşe'den ve Nesrin Sipahi'den dinlerken kendimizden geçtiğimiz "Ağlama Değmez Hayat", Mediha Şen Sancakoğlu'nun TRT ekranlarında belki bin kez seslendirdiği o canım "Yaşamak Yalan Belki", Belgin Doruk'lu filmlerin sahneleriyle hatıralarımızdan çıkıp gelen "Yıldızların Altında"nın Zeki Müren yorumu, Emel Sayın'ın su kadar berrak sesinden kulaklarımıza dolan "Sevil de Sevme"... Şimdi saysam hepsini, herkesin aklına başka bir şarkıcının sesiyle düşecek, sözlerini hemen hepimizin ezbere bildiği o saf, temiz ve içten şarkılar, Hakan Peker'in canı istedi diye yavan, ruhsuz, sessiz, sedasız, anlamsız bir şekilde bir aradalar 2001 yılında. İzin alındı mı, bütün besteci ve söz yazarları izin verdi mi, yoksa alaturka şarkılarımıza her daim olduğu üzre, anonim muamelesi mi yapıldı, orasını bilemiyoruz. Ola ki izin alındıysa, durum daha da acıklı ki alaturka bestecilerimiz her nedense pop üreten sanatçılarımızdan fersah fersah daha mütevazı ve gönlü geniş, şarkılarını bahşetmek ve bu bağışlarını ücretlendirmek söz konusu olunca. Söz konusu edilmesi gereken, tahsil edilecek paradan daha önemli bir şey. Sözgelimi bir ressam, ürettiği bir eserinin, satılmış dahi olsa, maskara edilmesine, mesela resmin bir ayrıntısının değiştirilerek sergilenmesine, üstünde acımasız ve sorumsuzca oynanmasına göz yumar mı ? Yummalı mı ?

Hakan Peker, dansçılıktan gelmiş olmasın karşın, şarkıcılığa gönül vermiş, çok emin ve kararlı adımlar atarak işini hakkıyla yapmış bir isim. Müzik adına çok iddialı laflar etmemiş, daima popüler olanın çizgisinden ayrılmamış ve bu anlamda sesinin eksiğini fiziğinin artısıyla birleştirerek, emsallerinden çok daha uzun süre gündemde olmayı da başarmış, Sezar'ın hakkı Sezar'a. Bu çerçevede düşünürsek, "Bir Efsane"yle başlayan şarkıcılık kariyerinde, "Amma Velakin", "Ateşini Yolla", "İlla ki", "Karam" gibi bir sürü de kendi içinde çok mantıklı, çok namuslu şarkılar söylemiş bunca yıldır. Geçtiğimiz günlerde bir yerlerde Yonca Evcimik'in son albümünde sesi üzerinde hiçbir stüdyo hilesi ve filtre kullanmadığını okudum. Bunu yazan kişi, çok da haklı olarak, "Kimse kendini Maria Callas zannetmesin." diyordu. Misafirperver, iyililiksever ve dost canlısı olmak gibi hasletlerimiz vardır milletçe evet ama kitapların yazmadığı bir hasletimiz daha var nicedir su yüzüne ziyadesiyle çıkan: Haddimizi, hududumuzu, durmamız gereken yeri bilmemek. Bu ne derece haslet sayılabilir, orası yükselen değerlere olan inancınıza göre tartışılabilir tabii. Yine de büyüklerimizin bize öğrettiği bir şey vardı çocukken, eh aşağı yukarı aynı jenerasyonlardan olduğumuza göre, Hakan Peker de bilecektir bunu: "Üstünden dökülecek elbiseyi giyme." derlerdi. "Bir gören olur, gülünç duruma düşersin."

Böylesi yazılar yazdığımda her defasında haksızlık ettiğim duygusunu da sırtımda taşırım. Çünkü bir prodüksiyon için harcanan emekleri, uykusuz kalınan geceleri, o gecelerde yaşanan hüsranları, hayal kırıklıklarını, kimi zaman yürek dolusu sevinçleri ve heyecanları maalesef ki iyi bilirim. Ama en insaflı yanım bile, o çok değer verdiğim şarkıların böyle çekiştirile çekiştirile telef edilmesine, sularının son damlasına kadar sıkılıp, posalarının çıkarılmasına karşı mezhebi geniş davranmama müsaade etmiyor ne çare. Bu işe soyunmadan evvel, Hakan Peker'in az önce sıraladığım o plakları bulup dinlemiş olmasını çok isterdim. Belki o zaman O'nun da gönlü el vermezdi. Belki de verirdi. Kim bilir ?...