DENİZ SEKİ'NİN "EVRAK-I METRUKE"Sİ
HAKAN TOK yazdı

DENİZ SEKİ
AŞKLARIN EN GÜZELİ
Satın al


Vokalistin starlığa doğru önlenemeyen yükselişi" masalını ilk kez doksanlı yılların hemen başında duyduk. Yıllarca Şat Yapım’ın prodüksiyonlarında Nilüfer, Füsun Önal, Cici Kızlar, Melike Demirağ ve daha bir sürü isim birbirine vokal yapıp dururken, Zerrin Özer Erol Evgin’in, Mazhar-Fuat-Özkan Ajda Pekkan’ın vokalistiyken kimsenin umurunda değildi. Sahnede, ekranda ya da plakda stardan gayrisi ortalama dinleyici ve seyirci için hiç mi hiç önem arzetmedi. Ne vakit Sezen Aksu, ekürisinden vokalistlerini döküp saçtı ortalığa, "Her vokalist potansiyel bir stardır" fikri, dinleyicisinden yapımcısına, menajerinden bizzat vokalistin kendisine dek herkesin zihnine yerleşti. Sahnede ya da stüdyoda solistin kahrını çeken, yeri geldiğinde kusurunu örten, sound-check'lerde solist yorulmasın diye gırtlak patlatan, sahnede solistten daha uyanık olmak zorunda olup, şarkı sözünün unutulmasından tutun da şarkıya yanlış tonla başlanmasına kadar her türlü muhtemel aksaklıkta anında devreye girerek durumu kurtaran, hatta işi had safhaya getirip solistin terini silen, suyunu getiren o vefakar, cefakar ve fedakar vokalistler nazar-ı dikkatimizi çeker çekmez kanaat getirdik ki işleri zor, hem de çok zor. Külkedisi masalını zaten severdik. Bu kadar çile çekmiş ama hep geri planda kalmış 'emekçi' tayfasının bir gün gelip de sahne üzerinde starın durduğu yerde duruyor olması, kendi adını taşıyan albümlerle müzik-market vitrinlerini şenlendirmesi nerdeyse bizim gururumuz, olacak, göğsümüzü kabartacaktı. Vokalistlik günlerini geride bırakıp kırk yıllık solist misali hayat hikayesini de şarkı aralarına serpiştirerek Rumeli Hisarı’na oturmuş gururlu ve göğsü kabarmış dinleyicisine müzik ziyafeti çeken Sertab hanım kızımızın bir konserinde eski solisti Sezen Aksu da dinleyiciler arasındaydı. Hiç unutmam seyirciler canhıraş feryatlarla "Sertab, Sertab !" diye çınlatırken surları, Sertab sahneye Sezen’i çağırdı ve bize o acıklı hikayesini anlattı: "Yıllarca Sezen'e sahnede vokal yaparken, seyirciler 'Sezen, Sezen!' diye ortalığı inletirdi. Ben de bulunduğum yerden o seyircinin bir gün 'Sertab, Sertab!' diye tempo tutacağını hayal ederdim." Sezen, ilkokul müsameresinde kelebek kılığına girip başrolde harikalar yaratmış kızının bu müthiş başarısına hislenen anne adımlarıyla sahneye arz-ı endam ettiğinde seyirci "Sezen, Sezen !" nidalarıyla şişi de kebabı da yakmamaya çabalıyordu. Sertab seyirciye döndü, alabildiğine samimi (belki de ilk ve son kez samimi) bir hal ve tavırla "Ama ben hala 'Sertab, Sertab!' dediğinizi duyuyorum," deyiverdi. İşte tam da buydu vokalistin halet-i ruhiyesi. Hırsı boyunu aşmamış biz vasat izleyicinin bu 'önlenemeyen yükseliş' masalından payımıza düşen, Külkedisi'nin mutluluğuna gözlerimizi yaşartmak, alkış üstüne alkış patlatmaktı. Bundandır milletçe vokalistleri çok sevdik. Sabreden vokalistin gün gelip solist olması ilahi adalete inancımızı katmerledi, bize güç ve umut verdi.

ds2.jpg (9284 bytes)Liseden mezun olur olmaz spikerlik sınavlarına girerek başarılı olan ama gönlünde yatan aslanın müzik olması sebebiyle şarkıcılıkta başarılı olabilmenin yollarını arayan Deniz Seki, tesadüfler eseri Melih Kibar'la tanışıp, reklam müziklerine sesini verirken (unutmayınız ki böyle durumlarda asla normal yolla tanışılmaz, muhakkak tesadüfidir), biz ortalama müzik dinleyicileri memleketin ikinci pop patlamasının tozu dumanında kimi bulursak onu dinliyor, her dinlediğimizi mutlaka bağrımıza basıyor, bununla da yetinmeyip, ülkede düzenlenen bilumum yarışmaları hevesle takip ederek bağrımıza basacak daha fazla "popçu" bulabilmenin yollarını arıyorduk (Yazının burasında yazar o günleri özler).

Yıllarca hangi kıstaslarla ve neye dayanarak yapıldığını asla bilemediğimiz, bugün artık tarifelere bağlandığı ayan beyan ortada olan müzik listelerini memlekete ilk kez getiren ve bizi "Top On" kavramıyla tanıştırarak müziğimizin gelişmesine büyük hizmet eden Show Tv’nin muhtemelen yine müziğimize katkı sağlamaktan başka bir amaç gütmeden düzenlediği Pop Show yarışmalarının üçüncüsü 1995 yılında yapıldı. Yarışmanın birincisi gencecik bir kız olacaktı. Adı Deniz Seki'ydi. Deniz Seki, müzisyen arkadaşı Ahmet Altuğ'un bir bestesine, onunla birlikte söz yazmıştı. İki gencin birlikte kotardığı şarkı sözleri "Sevmezdim hiç kimseyi kendimden başka, aklımdan geçmiyordu düşmek bu aşka," diye başlıyor ve sürüp gidiyordu. Doksanlı yıllar bize sadece yeni şarkıcılar değil, yeni besteciler ve yeni söz yazarları da kazandırıyordu, kazandıracaktı. Bu şarkı, bunun ne ilk ne de son müjde(?)siydi.

album1.jpg (9312 bytes)Deniz Seki sonraki iki yıl bilumum genç starlarımıza vokal yapıp, şarkı introlarına "aaaahihayyyyyaaaaaa"larıyla katkıda bulunur, hatta kliplerde boy gösterirken, bir yandan da hem camiada tanımadığı kimse kalmamacasına 'çevre' yapacak, hem de albüm çıkarabilmek için o günlerde piyasanın en dişli iki firması arasında mekik dokuyacaktı. Albümü geciktiren bu mekik dokuma süreci bir yandan da işe yaramış ve 'çevre edinme' çabalarının ucu Sezen'e kadar gitmiş, albümün demosunu dinleyen Sezen, herkesten ve her şeyden olduğu gibi bundan da çok etkilenerek, o günlerdeki aşkına yazdığı bir şarkıyı Deniz'e hediye etmişti. O sıralar albüm çıkarmanın en birinci şartı 'Bir Sezen bestesi bulunmalı'ydı. O da yerine getirilmişti ya, sonunda piyasanın görüp göreceği en enteresan ortaklıkla albüm yayınlandığında takvimler 1997 yılını gösteriyordu. Raks Müzik'e bağlı prodüksiyon firması Plaza Müzik ve Deniz Seki'nin mukavele yaptığı Özer Plak, eşi benzeri görülmemiş bir şekilde bir araya gelmiş ve "Hiç Kimse Değilim" adını taşıyan albümüyle Deniz Seki, vokalistlikten solistliğe böylece terfi etmişti. (Yazının burasında yazar gururlanır)

Hiç kimse değildi, o Deniz Seki'ydi. Albüm, buram buram Sezen kokan 'hediye' Sezen Aksu şarkısı "Ahmet"le başlıyor, Yıldız Tilbe'den ayırdedilemeyecek bir sesle söylenmiş "Kop Gel Günahlarından" ve Emel'den ayırdedilemeyecek bir sesle söylenmiş "Benim Derdim"le devam ediyor, o günlerde aynı firmadan bir albüm çıkarıp ortadan yok olan kült şarkıcılarımızdan Nilüfer Örer'in ses ve tonu ve tınısının her nedense ve nasılsa aynen yakalandığı "Yeter ki Sev"le taçlanıyor, dinleyene Seden Gürel'in söylediğini zannettiren Aykut Gürel bestesi "Uslanmam"la sona yaklaşırken, malum yarışmada Deniz'e birincilik getiren şarkıyla bitiyordu: "Beni bırakıp gidersen, başka birini seversen, aşkımı ziyan edersen, gözünün yaşına bakmam canım."

Deniz Seki'nin milyonlara malolması için fazla zaman geçmesi gerekmedi. Artık kasedi vardı ve sahnenin gerisinde değil, ortasında duruyordu. Onu da bağrımıza basmıştık nitekim. Üstelik her kaseti olan şarkıcının muktedir olamadığı kadar da sahneye hakim, eğlendiren, kendini dinleten bir solistti. Piyasa tabiriyle 'iş yapıyor'du ve bu işler bir yandan, 'uzun aralıklarla albüm çıkaran oturmuş şarkıcı' olabilme kaygısı bir yandan derken ikinci albüm için hiç mi hiç acele etmedi.

album2.jpg (8394 bytes)Ne var ki Gülben Ergen bile Sezen besteleriyle kulvar değiştirmiş, kimse tanımıyorken dört şarkısını albümüne aldığı Altan Çetin, Sibel Can'a bile beste satacak kadar palazlanmış, yani dengeler bu iki yıl içerisinde bile süratle değişmişti. Oysa Deniz, daha adını ilk kez duyduğumuz yarışmada da göstermişti ki, kendisi de üretebiliyordu. Bunun farkında olmayan dinleyiciler Deniz Seki'nin ikinci albümünü ellerine aldıklarında ne denli gafil olduklarını göreceklerdi. Albümün adı boşuna "Anlattım" konulmamıştı. Bu sefer elalemin Ahmet'ini Mehmet'ini değil, kendi hikayelerini anlatıyordu Deniz. Kıpkızıl saçları, çocukça kıvrılan dudakları ve soluk kesen bakışlarıyla "Zor mu?" diye haykıran genç kadın, iki sene önceki heyecanlı, kararsız ve yolunu bulamamış genç kızdan fersah fersah farklıydı. "Sebep saadetken, mutsuz olmak olur mu"ydu? Olmazdı elbet. Albüm kartonetinde Ozan Çolakoğlu'na "Seninle müziğimi paylaşmak öylesine özel ki," diye yazmıştı Deniz. Artık onun bir müziği vardı. Bu naif, ama hayli melodik şarkıları Türkçemizi biraz zorlar, anlam bütünlüğü ve gramer kaygısından biraz feda edersek, pekala severek dinleyebilir, hatta kolayca eşlik bile edebilirdik. Nitekim biz de öyle yaptık. "Değerini Bilemedin"le eğlendik, "Aşkıma Ait"le neşelendik, "Sana Sığınıyorum"la hüzünlere boğulduk. Her ihtimale karşı, tüm bunlar kesmezse diye albüme konulmuş "Dile Kolay"ın, neo-arabesk yorumunu ise başımıza tac ettik. Öyle ki Ajda Pekkan külliyatından bihaber nesiller, şarkıyı Ajda da söyleyince, Ajda'nın 'Deniz Seki cover'ını heyecanla anlattılar orda burda. Hedef onikiden vurulmuştu kelimenin tam anlamıyla. Şimdi televizyon televizyon, kanal kanal, radyo radyo gezilecekse, hevesli genç kız telaşıyla değil, 'besteci, söz yazarı ve yorumcu' adabıyla salınmalıydı ortalıkta. Bu yafta, namzetlerinden bir gömlek üstün kılardı taşıyanı. Hatta taşıyanın nasıl taşıdığına bağlı olarak, belki de bin gömlek, kimbilir? (Yazının burasında yazar teşbihte hata olur mu olmaz mı bilemez)

ds4.jpg (3532 bytes)Nitekim çok ama çok sade, duru, sakin ağırbaşlı kapak resimleriyle karşımıza çıkıveren üçüncü albüm de bu 'sınıf atlama'nın altını iyiden iyiye çizmelerden geçilmeyecekti. Bir kere, bir önceki albümle arasında üç sene vardı ki, bu her bar programı yapan şarkıcının kolay kolay göze alabileceği bir süre değildi. İkincisi, albümün adı "Şeffaf"tı. Bir önceki albümde anlattıklarıyla yetinmeye niyeti yoktu belli ki, bu defa içini dışını dökmüştü. Ya da içi dışı o kadar birdi ki, bu durum tek kelimeyle 'şeffaf' diye nitelendirilebilirdi, artık nasıl düşünürseniz. Gelin görün ki ben bir önceki albüme gösterdiğim safdil iyi niyeti ne kadar sürdürmeye çalıştıysam da "Hayat ne kadar karışık bir mekan", "Çırpınır durursun son nefesine dair," ya da "Ağladım yalnızlığa, su gibi, şeffaf gibi," ve hatta "Gidelim buralardan, ya da bu diyarlardan," gibi cümleler karşısında bu defa aciz kalmıştım. Oysa Deniz, albüm kartonetinde dinleyicilerinden kendisine yansıyan ışığı hissettiği müddetçe kalplerimizin şeffaf kalan kısmını asla matlaştırmamamızı diliyordu ki belki de albümün anahtar cümlesi buydu da ben, aranjmanların altın çağında kalmış Sezen Cumhur Önal duyarlılıklarımla bugünün üslubuna vakıf olamıyordum, orası biraz karışık. Nihayetinde iyi kötü devşirilmiş melodiler, hiç de küçümsenmeyecek ustalıkta düzenlenmiş (her daim Murat Yeter), eni konu da güzel çalınmış, albüme maddi ve manevi epey el emeği göz nuru dökülmüştü bu çok belliydi ki emeğe saygı adına boynum kıldan inceydi. Deniz Seki'nin şarkıcı olarak kendi bestelerinde çok daha başarılı olduğu da aşikardı. Üstelik tepeden tırnağa albümü dikkatle inceleyen biri, özellikle teşekkür yazılarını okurken fark ediyordu ki, Deniz Seki bu işe canla başla gönül vermiş, yaptığı işi aşkla seviyor ve yaptığı işe sonuna kadar inanıyordu. Ama tüm bunlar 2002 yılında piyasaya çıkmış "Şeffaf" albümünün kısa süre sonra müzik marketlerin ucuzluk reyonlarına düşmesine engel olamadı. O günlerde yaşadığı aşk nedeniyle magazin basınında epey gündem konusu olmasına karşın, ülkenin en eğlenceli iki talk-show'undan birine çıktığında bile gösterdiği 'ağır abla' tavrıyla albüm satışı için sansasyona ihtiyacı olmadığını vurgular gibiydi. "Ben sana hayran, sen cama tırman," düzeyinden bir adım öteye gidememiş Kenan Doğulu'nun ülkenin en önemli müzisyenlerinden biri varsayıldığı bir memlekette Deniz Seki pekala 'kadın ozan'larımızdan sayılabilirdi. Ama buna sahiden kendisi de inanıyor muydu?

İnanmıyor olsa gerek ki, 2ds5.jpg (10435 bytes)003 yılının sonbaharında dördüncü albümüyle tekrar karşımıza çıktı Deniz Seki. Bir önceki albümün üstünden henüz bir sene geçmişken bu aceleci tavır, bu her daim durum kurtarmaya yaramış ara albüm projesi boşuna değildi. Gün 'cover' günüydü ve Deniz Seki'nin aklına o güne dek her nedense kimsenin akıl edemediği bir fikir gelmişti. Eski şarkıları yeniden söylemek ama bunu görüntüsü, kıyafetleri ve konseptiyle de eski tadında yapmak. Doğrusu hiç de fena fikir değildi. Üstelik repertuar konusunda danışılabilecek en doğru kişinin, Hakan Eren'in de kapısı çalınmıştı proje kapsamında. Kendi adıma merakla beklediğim bir albümdü. Baştan sona 'cover' bir albüm yapmanın elitist örneğini Zuhal Olcay vermiş, bu deney neredeyse mükemmel sonuçlanmış, daha sonra daha orta karar bir albümle Yaşar bu işe kalkışmış ama doğru seçilmemiş şarkılar nedeniyle çok da ses getirmemişti. Bakalım Deniz Seki ne yapacaktı?

ds3.jpg (8103 bytes)"Aşkların En Güzeli", Deniz Seki'nin başından beri birlikte çalıştığı Şahin Özer Müzik Yapım etiketiyle yakın bir tarihte piyasaya sürüldü. Albümün kapağı, bahsi geçen fikrin de habercisiydi. Çok stilize edilmiş de olsa, dekolte Belgin Doruk kostümleriyle çekilmiş fotoğraflarla bezeli kartonetin ve plak görünümündeki diskin tasarımı son derece maksadına uygun yapılmıştı ve albümün albenisini de yükseltiyordu. Bu haliyle zaten merakla beklediğim albüm, benim için iki katı heyecan verici olmuştu. Nitekim daha ilk dinleyişte bir değil, birkaç kez döndürdüm albümü disk çalarımda. Sonra bir zaman bekledim kağıda kaleme sarılmak için. Yazının bundan sonraki bölümünün, bu albümün bana düşündürdükleriyle kotarılmış bir 'albüm eleştirisi' olduğunu söyleyerek şu ana kadar okuduklarınızın, okuyacağınız eleştirinin girizgahı olduğunu hatırlatmakta faide görüyorum vuruş sayısı nedir bilmeyen naçizane yazarınız olarak. (Yazının burasında yazar 'otokritik' yapmaktan bile imtina etmeyen mütevazı tavrıyla göz doldurur)

Albüm için seçilen şarkıların Deniz Seki'nin sesine denk düşecek şarkılar olması kadar, yeri geldiğince ticari, bugün de hit olabilecek, hatırlayan ve bilenler bir yana, hiç bilmeyenleri de sarıp salmayacak şarkılar olmasına özenle çaba sarfedilmiş, bu belli. Yine de kendi adıma yakın bir tarihte Zuhal Olcay'ın bize tekrar hatırlattığı "Ölsem de Bir Kalsam da Bir" ve yine çok kısa süre önce Asya'nın yanısıra Füsun Coşkun'un da yeniden söylediği "Sensiz Saadet" yerine başka şarkılar bulunamaz mıydı diye düşünmekten kendimi alamadım. Üstelik albümün bütün çalış süresinin 36 dakika bilmem kaç saniye olduğu düşünülürse, en az iki şarkı daha rahatlıkla konulabilirmiş ama her nedense bundan imtina edilmiş. Hemen bütün şarkılar alabildiğine gürültüsüz patırtısız, sade ve temiz bir aranjeyle yeniden düzenlenmiş, hatta "Böyle Gelmiş Böyle Geçer" ve "Rüzgâr Gibi Geçtin" gibi bazı şarkılarda orijinal aranjmandan birebir esinlenilmiş. Dinleyeni yormayan, 8 kanallı stüdyo günlerinin ilkel ama kişilikli sound'una ihanet etmeyen, bugünün ritm anlayışını da gözden ırak tutmazken, şarkıları aranjörün kendini gösterme çabalarına kurban etmeyen düzenlemeler kimi kez 'basit' denecek kadar usta işi. Ancak aynı şeyi Deniz Seki'nin icrası için söylemek mümkün değil. Dördüncü albümünü çıkarmış bir şarkıcının artık iyi kötü kendini bulmuş olmasını bekliyorsunuz. Hele hele o şarkıcı kendini 'yorumcu' diye vasıflandırma gayreti içerisindeyse. Oysa bu albümde her şarkıda başka bir şarkıcı var gibi. Bunun şarkıların orijinallerini seslendiren şarkıcılara bir gönderme olma ihtimali de dinleyenin aklına "Niye ki?" sorusunu getirmekten başka bir işe yaramıyor.

ds1.jpg (19596 bytes)Kartonette yer alan şarkı sözlerinin başına, şarkılar ve şarkıları ilk söyleyenler hakkında kısa bilgiler yazılmış ki bu ince düşünceye alkış tutmak gerek. Ancak, albüm kapağında "Böyle Gelmiş Böyle Gider" diye yazılmış şarkının, ki değil; "Böyle Gelmiş Böyle Geçer Dünya" orijinal adı- arka kapakta anonim, kartonette Rahbani bestesi olarak gösterilmesi, yine bestecileri bal gibi bilinen "Anlamadım Gitti", "Kalbimi Kim Çalıyor" ve "Aşk Dediğin Laftır"ın 'anonim' diye sınıflandırılması, üstelik bestecisi ismi yazılan şarkılar için bile telif ödendiğine dair hiçbir ibare bulunmaması da bu konuda gösterilen özen konusunda şüphe uyandırıyor. O güzelim kapak kompozisyonunda Özer grubuna bağlı Radyo Bravo'nun reklamı da göze hiç mi hiç hoş gelmiyor.

Her albümde böylesi detayları sıralayıp vıdı vıdı etmekten hoşnut olduğumu elbette söyleyemem. Ama albüm çıkarmak bir anlamda kitap yazmaya ya da film çekmeye benziyor. Yaptığınız iş siz isteseniz de istemeseniz de tarihin bir yerlerine not düşülüyor ve onu değiştirme şansınız artık yok. Bu kadar insanın önüne beğenmeleri, dinlemeleri, satın almaları için kendi imzanızı altına attığınız bir şey sunuyorsanız, iyi niyet, heves ve hatta hırsın ötesinde dikkat, özen ve saygıyı da sonuna kadar gözetmek zorundasınız. Bencileyin pireyi deve yapan ya da pire sanılan şeyin aslında deve olduğunu yüzünüze vurmak için tetikte bekleyen birileri mutlaka çıkıyor çünkü. (Yazının burasında yazar işaret parmağını okuyanın gözüne sokar)

Kuşkusuz ki Deniz Seki bu albümden epey ekmek yiyecek, şarkılar kliplerle desteklendikçe uzunca bir süre gündem teşkil edecek. Nitekim radyolar şimdiden albümdeki bir çok şarkıyı playlist'lerine dahil ettiler bile. Son yıllarda başından sonuna dek sıkılmadan dinlenecek albüm bulamamaktan şikayetçi herkes "Aşkların En Güzeli"ni en çok bu yüzden sevecek. Ve muhtelen bu albüm, Deniz Seki diskografisinin de en çok satan albümü olacak. Her ne kadar albüm, farklı müzik market'lerde farklı fiyat etiketleriyle satılsa da, eğere hala almadıysanız 6.700.000 TL. etiketini gördüğünüz her hangi bir yerden hemen alın, her şeye rağmen verdiğiniz para için pişman olmayacaksınız. Hatırlayın, ne demiştik: "Sebep saadetken, mutsuz olmak olur mu?" Olmaaaaaaaaaazzzzzzz.