HAKİKİ POPSTAR BURADA!
HAKAN TOK yazdı

KARIŞIK SANATÇILAR
BAK BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 2
Satın al


Ha çıktı ha çıkacak derken, nihayet "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş 2" albümüne kavuştuk. Bu albüm sadece biz meraklılarını değil, Türkiye'de pop müzik dinleyen herkesi ilgilendiriyor ve herkes taraftan merakla bekleniyordu. Çünkü ilk albüm çok satmış ve eski şarkılarla hiç ilgili olmayanların bile arşivlerine girmişti. Sunulan ürüne harcanan emek ve uğraş, ürünü satın alacaklara gösterilen saygı, çok da alışık olmadığımız üzere, bu defa hakkıyla yerini bulmuştu. Türkiye'de genellikle başarılı işler, beraberinde o işe imza atanlar arasında başarıyı paylaşamamaktan doğan anlaşmazlıkları da beraberinde getirir. Başarılı bir televizyon programı bir sonraki sezon mutlaka kanal değiştirir, başarılı bir kitabın yazarı yayıneviyle mahkemelik olur, başarılı bir oyundaki başrol ansızın değişir ve başarılı bir albümün sahibi mutlaka ama mutlaka eski şirketiyle papaz olur ve firma değiştirir. "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş 2" albümü bu yazılmamış kuralı da bozmuşa benziyor. Çünkü Odeon Müzik ve Sony Müzik Türkiye'nin o müthiş ortaklığı, Doğan grubunun katkılarıyla aynen devam ediyor ve şüphesiz en çok da bu yüzden istisnasız her şey en az birinci albümdeki kadar mükemmel.

Öncelikle başarılı kartonet çalışması için Feridun Ertaşkan ve Hakan Eren'i bir kez daha tebrik etmek gerekiyor. Hiçbir abartıya ve ucuzluğa kaçmaksızın, albümdeki sesi, sözü ve müziği olan herkesin bir bir hakkını vererek, birinci albümle aradaki bağı da hiç koparmadan, bunun bir serinin devamı olduğunun altını çizerek oluşturulmuş bu yeni kartonet, en az bir önceki kadar başarılı. Albüm kapağının hemen ön yüzünde yer alan kompozisyon, albümde yer alan şarkıların orijinal plak kapaklarının resimlerinden mütevellit. Kitapçığın içerisinde ise her bir şarkı ve şarkıcıyla ilgili detaylı resimler, bilgiler ve Naim Dilmener'in kaleminden çıkmış usta işi satırlardan oluşmuş kısa yorumlar var. Türk popüler müziğine, neredeyse başından beri çok ama çok emek vermiş ve ülkenin en köklü, en güçlü firmalarından biri olmuş Odeon Müzik'in bugüne dek sakladığı ve büyük bir özenle tekrar gün ışığına çıkarmaya başladığı bu olağanüstü kıymette arşivin günümüze ulaşmasında kuşkusuz en büyük rolü oynayan Dani Grünberg, kartonete yazdığı yazıda daha ne çok projeye imza atmaya hevesli olduğunu bir kez daha vurgulamış. Yanısıra yine Naim Dilmener'in "Teşekkürler Hakan Eren, teşekkürler Sony, bin yaşa Odeon" cümlesiyle biten yazısı da okuyanları albümün hem hazırlanış süreci, hem de pop müzik tarihi açısından kıymeti konularında bilgilendirmekle kalmıyor, albümü elimizde tutuyor olmaktan duyduğumuz heyecanı da bir kat daha artırıyor. Kartonete ilk albümden sonra çeşitli basın kaynaklarında yazılmış yazılardan alıntılar da konmuş ki, söz konusu yorumların hepsini bu albüme adapte ederek de okuyabilmeniz mümkün.

Albüm Füsun Önal'ın en büyük hit'lerinden kabul edilen ve bugün de hatırlanan ve bilinen birkaç eski şarkıdan biri olarak kulaklara çok da tanıdık gelen "Oh Olsun" adlı şarkısıyla açılıyor. Hemen ardından yine ekranlarda dönüp duran Türk filmleri sayesinde yeni neslin de aşina olduğu Engin Evin şarkısı "Ah Dede Vah Dede" geliyor. Oktay Yurdatapan'ın Şat Yapım zamanlarına ait bu iki önemli bestesi, bir şarkının yıllar boyu hit' kalabilmesi için gereken bütün özellikleri taşıyor. İki senedir sürdürdüğümüz "Ah! Mazi..." partilerinden de çok iyi biliyorum ki sadece bu iki şarkı için bile bu albümü satın alacak insan sayısı bir hayli fazla. Ancak kuşkusuz albümün geri kalanında da hiç boş yok. Hangi birini saymalı? Yeni kuşakların haklarında hemen hiçbir şey bilmediği o iki muazzam sesin, Gönül Turgut ve Ayferi'nin tıpkı ilk albümde olduğu gibi, yine birer şarkıyla karşımıza çıkmalarını mı dersiniz, Nilüfer, Ajda Pekkan, Ayten Apman ve Hümeyra gibi bugün de tanınan ve sevilen starların, neden star olduklarının birer belgesi niteliğindeki şarkılarının birer birer arz-ı endam etmesini mi? Çocukluğumdan beri bayıldığım ve hemen herkesin de aynı sempatiyle sevdiğini bildiğim Rana ve Selçuk Alagöz, yine birer şarkıyla bu albümde de yer alıyorlar. Her ikisinin şarkısı da yine zamanının önemli hit'leri. Özellikle "Malabadi Köprüsü"nün Selçuk Alagöz imzalı bir dolu Anadolu Pop şarkısı arasında çok ayrı bir yeri olduğunu o günleri bilenler çok iyi hatırlayacaklar. "Le Meteque"in en güzel Türkçe versiyonu "Hasret", en güzel yorumuyla, unutulmaz bir Tanju Okan hit'i olarak çıkıyor bu albümde bir kez daha karşımıza. Yine Dario Moreno'nun sesinden kulaklara yer etmiş "Hatıralar Hayal Oldu" ve son bir yıldır birkaç farklı "cover"ıyla karşılaştığımız ölümsüz Yaşar Güvenir bestesi "Sensiz Saadet", Türk popunun altın sayfalarından örnekler olarak albümünde yerlerini alıyorlar. Bir önceki albümde de yer almış olan Ömür Göksel ve İlham Gencer ise, kısmen daha az bilinen ama kendi kariyerlerinde önem taşıyan şarkılarıyla bu albümde de varlar. Özellikle "Ne Olur Yapma", elimdeki yıpranmış plağından dinlemeye doyamadığım bir İlham Gencer şarkısıydı ve bu albümde temiz bir kayıtla karşıma çıkmasından ne kadar mutlu oldum anlatamam. Aynı sözleri Nesrin Sipahi'nin o muazzam "Sen İstedin"i için de sarf etmem mümkün. Bu vesileyle Odeon Müzik'e Nesrin Sipahi'nin eşsiz kıymetteki derlemesinin bir benzerini de sanatçının pop türündeki plakları için de yapmayı düşünmelerini önermek isterim. Nesrin Sipahi'nin şöyle böyle değil, hakikaten akıl almaz güzellikte bir pop müzik diskografisi var çünkü ve hepsini denkleştirmek için sanırım meraklılarının bu gidişle yirmiyi aşkın "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" albümünü beklemesi gerekecek.

Durun, daha bitmedi. En önemli sürprizleri sona sakladım. Siz hiç Lale Belkıs ismini duydunuz mu? Duymadıysanız hemen televizyonu açın, herhangi bir kanalda gösterilen herhangi bir Türk filmindeki sarışın "kötü kadın" (ne fena bir çeviri bu Yarabbim !) yani "femme-fatale" şayet Neriman Köksal, Diclehan Baban ya da Suzan Avcı değilse bilin ki o Lale Belkıs'tır. Naim Dilmener'in albüm kartonetinde "on parmağında bin marifet" tabiriyle tanımladığı Lale Belkıs, modellikten ressamlığa, şarkıcılıktan, şarkı sözü yazarlığına oradan tiyatro ve sinema oyunculuğuna dek uzanan çok geniş ama aslında benzer renklerle dokunmuş bir yelpazede bugünlerde gösteri dünyasında "kifayetsiz muhteris" adımlarla dolanıp duran onca yeni yetmeye çok ciddi bir ders olacak kalitede ve kudrette işler yaptı yıllar boyu. Yaptığı her işi iyi yaptı. Şarkıcılık dönemlerinde de hem iyi bir şarkıcı, hem sahnede nasıl duracağını, nasıl görüneceğini çok iyi bilen stardı. Ve bu albümle Lale Belkıs, listebaşı olmuş onlarca şarkısı arasından en bilinenlerinden biri olan "Çingene"yle ilk kez cd üzerinde karşımıza çıkıyor. Albümün tanıtımı için yaptığım radyo programında büyük bir heyecan duyarak telefonla konuştuğum Lale Belkıs, şarkılarından en azından birinin yıllar sonra gün ışığına çıkmasından duyduğu hazzı anlatıyordu o çok nevi şahsına münhasır Türkçesi ve olanca nezaketiyle. Yıllar önce televizyon ekranlarında bu şarkıyı söylerken giydiği çingene kostümünü de, geçmişe ait bir dolu hatırasıyla beraber saklamış ve albüm eline geçince, o elbiseyi muhafaza ettiği yerden bulup çıkarmıştı. Radyo programımın slogan şarkısındaki bir cümle geldi hemen aklıma: "Geçmişteki güzel günler, belki de geri gelirler..."

Beni bu albümde en çok heyecanlandıran bir diğer isim de hiç kuşkusuz Ayla Algan'dı. En az Lale Belkıs kadar dört başı mamur bir sanatçı kişiliğin, bugünlerde çok fazla kişi tarafından hatırlanmayan koskoca şarkıcılık kariyerine başlangıç noktası olan şarkı da bu albümle yıllar sonra çıkıyordu tekrar karşımıza. O meşhur "Love Story"nin Bülent Pozam tarafından yazılmış Türkçe sözleriyle Ayla Algan yorumu ve o yıllarda dokunduğu her şarkıyı mucizevi bir şekilde bambaşka bir hale getirmeyi başaran Norayr Demirci'nin müthiş aranjmanı beni daha ilk seferde bir sonraki şarkıya geçmeden önce bir kez daha dinlemeye sevketti. Ve biliyor musunuz albümü kaçıncı dinleyişim, bu hala böyle oluyor.

Tüm bunların yanında, bilerek mi, bilmeden mi yapıldığına dair hala fikir sahibi olamadığım bir sürpriz var ki albümde, beni bir hayli şaşırttı. Tüm Melike Demirağ şarkıları arasında kuşkusuz en çok sevdiğim olan "Hadi Canım Sen de", bu albümde 45'lik plağında dinlemeye alışık olduğumuzdan farklı bir versiyonla yer alıyor. Şarkının başı ve sonundaki ufak değişikliğin dışında aranjman aynı. Ancak Melike Demirağ'ın yorumu tamamen farklı. Sanki biraz baştan savma, idareten söylenmiş havası var ki bu bana bu kaydın bir deneme bandından alındığını düşündürdü ilk dinleyişimde. Sadece arşivcilerin önemseyeceği bu küçük ayrıntı bana sürpriz oldu elbette ama şarkının bu hali bile son derece etkileyici. Şanar Yurdatapan'ın o günlerde hem Cici Kızlar, Füsun Önal, Nilüfer isimler için cicili bicili, şurup şeker şarkılar üretip hem de Melike Demirağ'a yazdığı böylesi şarkılarla ("Ninni" ona keza) hem müzik piyasasını hem de kendisini tekzip etmesinin anlaşılması biraz güç örneklerinden biri bu şarkı. İster eğlenmek için dinleyin, ister alt metnindeki ironiden sebeplenmek için. Öyle ya da böyle sevilmeyecek şarkı değil.

Ve geldik albümün gerçek sürprizine. Bir süre önce yine paha biçilmez kıymette iki Tanju Okan seçkisi yayınlayan Odeon'un, ikinci seçkiye koyarak huzurumuza sunduğu "Hancı" –ki bir Ajda Pekkan klasiğidir her ne kadar Ajda Pekkan janrıyla uzaktan yakından ilgisi olmasa da- bu defa dijital teknolojinin nimetlerinden istifadeyle bir Ajda Pekkan-Tanju Okan düetine dönüştürülmüş bu albümde. Her iki şarkıcının şarkıya getirdiği yorum ve şarkının seslerindeki duruşu o denli farklı ki bu düetin hem bu anlamda, hem de teknik anlamda çok başarılı olduğunu söylemek ne yazık ki pek mümkün değil. Ama o kadarcık kusur kadı kızında da olur, sonuçta biz biliyoruz ki bu iş zamanında yapılmış "Zeki Müren-Muazzez Abacı" düeti misali ticari kaygılar taşımıyor, sadece meraklısına bulunmaz bir hediye niyetine ortaya çıkarılmış. E hediyenin kusuruna da bakılmazmış zaten.

Bir önceki albüm yazısı için de isimlerini sıraladığım herkesi bu albümde de ayrı ayrı tebrik etmek isterim. Çünkü biliyorum ve dinledikçe görüyorum ki herkes işini en doğru haliyle yapmış. Yapımcı sıfatıyla Dani Grunberg, Sony Müzik ve Melih Ayraçman, proje koordinatörü Zeynep Göktürk, dijital kaydın kusursuzluğu için verdiği emek ayan beyan ortada olan Hale Aktaş, tasarımda zarif çizgileriyle Feridun Ertaşkan, aslında bir "bin yaşa"yı da pekala kendisi hak eden Naim Dilmener ve albümün başından sonuna dek her safhasına tüm birikimini, ustalığını ve titizliğini döken Hakan Eren'i bir kez daha yürekten kutluyorum. Bence tarihe geçecek bir iş yapıyorlar ve en önemlisi bunun böyle olduğunun bilincinde ve sorumluluğundalar.

Bir tek albümde bu kadar çok sevecek ve dinleyecek, bu kadar çok kıymetli şarkıyı bir arada bulmak neredeyse imkansızdır, iyi kötü albüm satın alanlardansanız, bunu bilirsiniz. Bundandır bu albümü yere göğe koyamamamız, dinledikçe bana hak vereceğinizi düşünüyorum. İlk albümde de yazmıştım, yine yazıyorum ki bu nevi albümlerin daha sık ve daha çok sayıda basılabilmesi için bize de bir iş düşüyor. Böylesi albümlerin piyasaya çıkabilmesi için harcanan emeğin yanında sözü bile edilemeyecek, basit bir iş aslında o bize düşen. Sadece satın almak. Korsanına, "empeüç"üne, kopyasına filan yüz vermeden, bizzat bir müzik markete giderek, bedel biçilen o cüzi rakamı ödeyerek albümün orijinal kopyasına sahip olmak. Hayatlarımızın bir yerlerinde bir şekilde izi kalmış, anılarımıza fon müziği olagelmiş, yeri olmuş bizi aşık etmiş, yeri olmuş ağlatmış, kimi zaman güldürüp eğlendirmiş, sözün kısası sadece pop müzik tarihimizin değil, kişisel geçmişimizin de bir parçası olmuş o şarkılara bu kadarcık olsun bir vefa borcumuz yok mu sizce?

NOT: Yazının başlığının yazı içerisinde neden hiç geçmediğini mi soruyorsunuz? Hayır, bence geçiyor. İyi okuyun!