BİR TARİHE TANIK OLDUM!
HAKAN TOK yazdı

KARIŞIK SANATÇILAR
BAK BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 1
Satın al


Bu siteyi okuyan ve takip eden hemen herkesin uzunca bir süredir haberdar olduğu ve sabırsızlıkla beklediği "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" albümü, nihayet satışa sunuldu. Albümün hazırlanma sürecinde karşılaşılan telif problemleri bir yana, her şey hallolduktan, hatta kapak tasarımları bile yapıldıktan sonra, piyasaya sürülmesi için de bir yılı aşkın bir süre geçmesi gerekti. Projenin sahibi Odeon, albümün müzik direktörü Hakan Eren, kapak yazısına imza atan Naim Dilmener, proje koordinatörü Zeynep Göktürk, dijital mastering'i yapan Hale Karagözoğlu, kartonet tasarımını gerçekleştiren Feridun Ertaşkan  ve albüm için emek ve ter döken herkes üstüne düşeni yapmıştı evet, ama elini taşın altına koyacak, albüme son kertede en önemli desteği verecek bir isim daha gerekiyordu. Türk müzik piyasasına girdiği ilk yıllarda piyasaya sunduğu Unkapanı usulü albümlerle hayal kırıklığı yaratmasına rağmen, özellikle son birkaç yıldır gayet derli toplu ve öncü projelerle popüler müziğe yön veren firmalardan biri haline gelen Sony Müzik Türkiye'nin Genel Müdürü Melih Ayraçman bu işe talip oldu ve anlaşmanın sağlanmasından kısa bir süre sonra son derece başarılı bir promosyon kampanyasıyla albüm piyasaya sürüldü. Son derece başarılı diyorum çünkü Kanal D ve Radyo D gibi ülke medyasının en önemli iki kuruluşu, daha önce örneği az görülmüş bir destek vererek, albümün tanıtımının önemli bir bölümünü üstlendiler. Yanı sıra albümün piyasaya çıktığı günlerde yapılan tanıtım kokteyli de basında geniş yer buldu. Ancak bu kadarıyla da yetinilmedi ve albüm için bir de tanıtım partisi düzenlendi.

Geçtiğimiz günlerde Babylon'da gerçekleştirilen "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" albüm tanıtım partisinde ben de vardım. Daha doğrusu o gece orada bulunma şansını yakalamış ayrıcalıklı insanlardan biriydim. Ayrıcalığım nereden mi geldi, sabredin, anlatacağım.

Öncelikle albüme dönelim. Sağır sultan bile duydu, Türk popunun en önemli hitlerinden 20 tanesi bir araya getirilmiş ve orijinal master bantlardan aktarılarak cd formatına dökülmüştü. Kimler yoktu ki bu toplamada ? Ayten Alpman'dan Ajda Pekkan'a, İlham Gencer'den, Hümeyra'ya, yaklaşık 30 yıllık tarihin içinden çekip çıkarılmış 20 önemli isim. Ve Türk popunu başlatan şarkı kabul edilen "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş"dan, eski şarkıların bugün de hala en çok bilinenlerinden birisi olarak sayılabilecek "Delisin"e, bir dönemin fenomeni olmuş "Arkadaş"tan, 60'ların en büyük hitlerinden "Dünya Dönüyor"a kadar 20 unutulmaz şarkı. Ay-Feri, Gönül Turgut, Şehrazat, Rana Alagöz, Selçuk Alagöz gibi bir dolu ismin sesini ilk kez cd üzerinde duyuyor olabilmemiz de cabası. Yani neresinden baksanız, albenisi o kadar yüksek bir albümken, iş yine de şansa bırakılmamış ve tepeden tırnağa her şeyiyle oya gibi işlenmişti cd. Kapak tasarımı çoktandır herhangi bir popüler albümde dahi görmediğimiz kadar usta işiydi. Bir kere albümde yer alan bütün şarkıların plak kapaklarını görebiliyordunuz cd kartonetinde. Sizi o günlere döndürecek fotoğraflar, dergi kupürleri, her şarkı hakkında Naim Dilmener'in kaleminden çıkmış kısa ama etkili notlar, son derece özenli bir tasarımla sayfalara serpiştirilmişti. Ancak bencileyin plak tutkunlarını canevinden vuracak en önemli şey hiç kuşkusuz, "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" 45'liğinin küçültülmüş bir tıpkıbasımı şeklinde tasarlanmış olan cd nin kendisiydi. Kapağı açıp cd yi görünce, uzun zaman hayranlıkla elimde tutup, cd player'a takmaktan imtina ettim. Hatta cd player'ların devir hızına bakmaksızın, keşke pikaplar gibi cd'nin görünebileceği şekilde tasarlanmış bir cd player'ım olsa diye de hayıflandım gayri ihtiyari.

Şarkıların sıralaması da bir hayli ince elenip sık dokunduğunun göstergesi idi. Her şarkıda başka bir zaman diliminin, başka günlerinde her dinleyenin başka başka anılarla kimi kez mutlanıp, kimi kez hüzünleneceği o bir cd süreli yolculuğunda, eliniz şarkı atlatmak için cd player'ın kumandasını aramayacaktı. İnsan böylesi bir albümden daha başka ne isterdi ki ?

Bilirsiniz ki albüm yazılarına övgü sözcüklerini kolayca boca edenlerden değilim. Ama albümün yapım sürecini bilmiyor olsam, albüme emeği geçenlerle hasbelkader tanışmıyor olsam da bana inanınız aynı sözcükler yine yerli yerinde olurdu. Kaldı ki hataları ve kusurları olsaydı da bu albümün, hiç kimsenin böylesi albümler üzerine bol keseden ahkam kesecek lüksü yok. Tıpkı Altın Mikrofon gibi, bu albüm de, sadece kayıp bir tarihin çok kıymetli hazineleri gün ışığına çıkarması nedeni ile bile baştacı edilmeli. Üstelik Altın Mikrofon'un DMC tarafından kaderiyle başbaşa bırakıldığı düşünülürse, Sony Müzik'in bu albüme en az popüler bir albüm kadar destek vermesi de ayrıca alkışı hak ediyor. Bu kadar eski şarkı peşinde koşan, eski plakların çalındığı partilere koşa koşa giden, mail gruplarını mesajlarla dolduran, az sayıdaki internet sitelerini tıklaya tıklaya aşındıran herkesin üzerine düşen görev bu saatten sonra nerden mp3 bulabilirim, nerden kopya cd alabilirim, gruba şu şarkıyı yükleyin, aman bu şarkıyı da sitenize koyun saçmalığından bir an önce vazgeçerek, böylesi albümleri orijinal kopyalarıyla satın alıp desteklemeleri ve hatta daha fazla duyulup satılabilmesi için çaba harcamaları. Çünkü bu türde başarılı olmuş ve satmış her albüm, bir sonrakinin önünü açacak, bu aşikar. Üstelik bugün arayıp da bulamadığımız bir dolu şarkının piyasada bulunamamasının, o şarkıları zamanında basan firmaların kapanmış olmasının yegane sebebinin bugün mp3 çılgınlığıyla hortlayan korsan kopyalama hadisesi olduğunu herkesin bir kere daha hatırlamasında sayısız fayda var.Odeon- Sony Müzik bu albümü cüzi bir bedelle satışa sunmasına rağmen, hayli pahalı bir teknik olan kopya kontrollü sistemle basmayı da ihmal etmemiş. Belki çözüm değil ama en azından bir ikaz, hem de önemli bir ikaz.

Belki bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şu hususu da hatırlatmakta fayda var ki, bu albüm baştan sona Odeon firmasının arşivinden çıkarılmış şarkılarla kotarıldı. Dolayısıyla geçmişlerinde bir şekilde Odeon grubuyla (Polydor, Philips, Regal, CBS, Balet vs.) iş yapmış isimler ve şarkıları var bu albümde. Neden o yok, neden bu yok diye soracaklar muhtemelen olacaktır. Dileriz ve isteriz ki, arşivindekileri yerli yersiz ve olabildiğince özensiz baskılarla yayınlamakta sakınca görmeyen Yavuz Plak, Yaşar Plak ve Kent Plak gibi Unkapanı firmalarının silkinip kendine gelmesinde bu albüm bir şekilde etkili olur.

Şimdi gelelim albümün tanıtım partisine. Yapılan duyurularda albümde adı geçen bütün isimlerin partide olması ve sahneye çıkması olasılığından bahsediliyordu. Bu bile tek başına benim Ankara'dan İstanbul'a gözümü kırpmadan gidebilmeme yetecek bir sebepti. Geceyi Hakan Eren'in sunacak olması, Naim Dilmener'in gece boyunca çalacak olması da cabası. Haliyle gittim. Tarihi bir gecenin tanığı olduğum için de gitmekle ne iyi yaptığımı daha Babylon'a adım attığım ilk dakikadan itibaren iliklerime kadar hissettim. Evet, aşağı yukarı bütün isimler oradaydı. İsmi adeta bir efsaneye dönüşen Dani Grunberg ve ekibi, bir mucizeyi hayata geçiren Melih Ayraçman ve Sony ekibi, Hakan Eren, Naim Dilmener ve albümde adı geçen şarkıcı, besteci ve söz yazarlarının önemli bir bölümü. Kimler yoktu, saymak daha kolay olacak. Malum "diva" ayrıcalığı nedeniyle kimsenin zaten gelmesine ihtimal vermediği Ajda Pekkan yoktu ama en azından gönderdiği mesajla gönül almasını bildi. Zaten Naim Dilmener de ardı ardına çaldığı Ajda şarkılarıyla gece boyu onun yokluğunu pek hissettirmedi. Nilüfer, aynı gece başka bir yerde konserde olacağı için gelememişti. Füsun Önal'la birkaç hafta önce Ankara'da bir araya gelmiştik ve kendi şarkılarıyla oluşturulmuş cd yayınlanmadığı sürece bu tür toplama albümlerde yer almanın onu zerrece heyecanlandırmadığını ve hatta umrunda bile olmadığını söylemişti ki, bu da o geceye katılmayacağının işaretiydi zaten. Net bir mazeret öne sürmediği halde gelmeyenler ise Melike Demirağ, Hümeyra ve Şehrazat oldu. Son dakikaya kadar gelmesi beklendiği halde, gözlerimizi yolda bırakan isim ise Gönül Turgut idi. Cici Kızlar'ın Bilgen Bengü'den gayrisinin gelmesini de kimse beklemiyordu, nitekim gelmediler. Ama o kalabalık ve yüksek volümlü müziğe rağmen en az bizler kadar genç ve dinamik, gece boyu salonda bulunan, üstelik sahneye de çıkan Selmi Andak ve İlham Gencer başta olmak üzere, bunca yıldır, yaptıkları işe, sanata, izleyiciye ve en önemlisi kendisine saygısından bir nebze yitirmemiş onlarca isim zaten salonu dolduranlarca bağırlara basıldı. Kimse de gelmeyenlerin niye gelmediğini kendine dert etmedi.

Hakan Eren'in İlham Gencer'i sahneye davet etmesiyle başladı gece. İlham Gencer: "Biz bu işi birlikte yaptık, ben tek başıma yapmadım," diyerek bütün sanatçıları sahneye çağırdı ve sahne üzerinde bir anda, bin yılda bir biraraya gelebilecek bir yıldızlar topluluğu belirdi. Albüme adını ve Türk popuna yolunu veren "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" hep bir ağızdan söylendi. Ardından Nesrin Sipahi, derken diğerleri sırayla sökun edip, cd'de yer alan şarkılarına eşlik ettiler. İşte ben ve benim gibi o gece salonu dolduran herkesi ayrıcalıklı, şanslı ve özel yapan şey tam da bu oldu. Ben kendi adıma ne Nesrin Sipahi'yi, ne Ay-Feri'yi, ne Bora Ayanoğlu'nu, ne de Ömür Göksel'i sahnede izleme şansına sahip olamamıştım çocukluğumda. Oysa şimdi çocukluğumun yıldızları, ışıltılarından bir nebze kaybetmeksizin, en parlak, en güzel halleriyle birer birer resmi geçit yapıyordu gözlerimin önünden. Ayten Alpman, Rana Alagöz, Selçuk Alagöz, Gökhan Abur... Hepsi neden bunca yıldır ayakta kaldıklarını, unutulmadıklarını, nasıl bu kadar önemli isimler haline gelebildiklerini ispat edercesine büyük ve gözalıcıydılar sahne üzerinde. Daha çok kalsınlar, hiç gitmesinler istedi herkes. Rana Alagöz'ün şarkısı başta olmak üzere, gece boyunca kimi şarkıların birden fazla kez çalınıp söylenmesi de bu yüzdendi şüphesiz.

İşin sahne kısmı bitip, eğlence zamanı geldiğinde Naim Dilmener aldı sazı (cd'leri yani) eline ve biz hoplayıp zıplamaktan bir hal olduk o dakikadan itibaren. Bugün ben dahil, bir avuç insan bir yerlerde bir şekilde eski plaklar çalarak partiler yapabiliyorsa, herkes çok iyi biliyor ki bu işin önünü açan Naim Dilmener'dir. Gerek kimsenin hatırlamadıklarını hatırlatan o efsanevi "Eski 45'likler" yazıları, gerekse aynı adlı plak dinletileriyle çok yıllar önce Doğan Şener ve Hulusi Tunca'dan kelli kimsenin sahip çıkmadığı bayrağı eline alan Naim Dilmener, o gece sadece çalmakla yetinmedi ve bu işten ne kadar haz aldığını da gösterircesine salonda en çok eğlenenlerden biri oldu. Onun dj masasında daha fazla duramayıp kendini piste attığı dakikalarda ise Hakan Eren, birbiri ardına herkesi coşturan şarkıları sıralayarak ortalığı yıktı geçirdi. Bunca zamandır emek verdikleri, ter döktükleri ve bu uğurda çok fazla sıkıntı ve zahmet de çektikleri bir hayal gerçeğe dönüşmüştü, o gece en çok onlar eğlendiyse bu, hak ettikleri içindi, bundan kimsenin şüphesi yoktu.

Velhasıl-ı kelam, her şeyden çok tarihi bir gecenin tanıkları olarak ayrıldık o gece oradan. Herkes ne düşünüyordu bilmiyorum ama ben o geceden sonra "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" albümünü çok ama çok başka duygular ve heyecanlarla dinleyecektim, burası su götürmezdi. E bu kadar kalem oynattıktan sonra hakkında, yazıyı sonuna dek okuduysanız şayet, sizin de bu heyecanlardan nasiplenmemeniz için hiçbir sebep yok. Bunun için 7.500.000 TL. vermeye değmez mi? E daha ne duruyorsunuz?